وَلَكُمْ فِيهَا جَمَالٌ حِينَ تُرِيحُونَ وَحِينَ تَسْرَحُونَ
Bir önceki ayet üç fayda saydı: ısınma, yararlar, yiyecek. Bu ayet dördüncü bir şey ekliyor ve eklediği şey fayda değil.
Kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı iki ayetin arka arkalığıdır: sûre, faydayı saydıktan sonra durmuyor; faydanın yanına estetiği koyuyor. Ve bunu ayrı bir cümleyle, ayrı bir kelimeyle, ayrı bir zaman kaydıyla yapıyor.
Bir — güzellik, leküm (sizin için) kaydıyla geliyor. Yani ayet "bu hayvanlar güzeldir" demiyor. Diyor ki: "onlarda sizin için bir güzellik vardır." Güzellik, nesnenin bir özelliği olarak değil, bakanla nesne arasında kurulan bir ilişki olarak veriliyor.
| Fiil | Kök | Vakit | Manzara |
|---|---|---|---|
| تُرِيحُونَ (türîhûn) | ر-و-ح | Akşamüstü | Sürünün otlaktan dönüşü |
| تَسْرَحُونَ (tesrahûn) | س-ر-ح | Sabah | Sürünün otlağa salınışı |
Rivâh — akşama doğru dönmek; el-mürâh, hayvanların geceyi geçirdiği yer. Rûm 30/17-18'de gün vakitlerinin sayılışı ve ışâ / ibkâr çiftinin kuruluşu işlenmişti; buradaki iki vakit de aynı ailedendir ama ölçek başkadır: orada vakitler tesbih için sayılıyordu, burada bakış için.
Serh — salıvermek, serbest bırakmak. Kökte bağın çözülmesi vardır; serrahahû — onu serbest bıraktı, salıverdi.
Üç — dizimdeki sıra terstir ve bu, dikkat çekicidir. Doğal sıra sabahla başlayıp akşamla bitmek olurdu. Ayet önce türîhûn (akşam dönüşü), sonra tesrahûn (sabah salınışı) diyor.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı sıranın kendisidir: dönüş, salınıştan önce anılıyor. Ve iki manzaradan gözü daha çok dolduranı dönüştür — sürü toplu hâlde, tozla, sesle, akşam ışığında gelir. Sabah salınışı ise dağılmadır. Yani ayet, güzelliği anarken önce toplananı, sonra dağılanı koyuyor.
Tercih dayatmıyorum ve bunun bir belâgat kuralı olduğunu iddia etmiyorum; sıranın kendisi metinden doğrulanabilir bir olgudur, yorumu bana aittir.
Kur'an'da bir şeyin hem işlevi hem görüntüsü sayıldığında, ikisi genellikle aynı cümlede birleştirilmez; ayrı ayrı anılır. Bu sûrede de öyle oluyor:
| Ayet | İşlev | Görüntü / süs |
|---|---|---|
| 5-6 | Dif' · menâfi' · te'külûn | Cemâl (6) |
| 8 | Li-terkebûhâ — binmek | Zîne — süs |
| 14 | Lahmen tariyyâ — taze et | Hılye — takı |
| 80-81 | Sekenâ · büyûtâ · tekīküm — barınma ve korunma | Esâsen ve metâan — döşek ve donanım |
Ve kendi okumam olarak şunu kaydediyorum: sûre nimeti tarif ederken yeterliliği ölçü almıyor. Bir hayvan yenildiği ve yük taşıdığı için zaten sayılabilirdi; ayet bir de akşam dönüşündeki manzarayı sayıyor. Bir deniz taze et verdiği için sayılabilirdi; ayet bir de takıyı sayıyor.
Yani listede yalnız ihtiyaçlar yok — ihtiyaç olmayanlar da var. Ve on sekizinci ayetteki lâ tuhsûhâ (sayamazsınız) hükmünün gücü kısmen buradan geliyor: sayılacak şeylerin sınırı, hayatta kalmanın sınırı değil.
Ayet, bir toplumun kendi geçim aracına bakışını kaydediyor. Hayvan burada bir üretim birimi olarak değil, bakılan bir şey olarak da anılıyor.
Bunu bir gözlem olarak veriyorum: bir varlığın yalnız verdiğiyle ölçülmesi ile ona bakmaktan da bir şey alınması arasında bir fark vardır — ve ayet, ikisini aynı listeye koyarak farkı ortadan kaldırmıyor, tersine görünür kılıyor.