خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ بِٱلْحَقِّ تَعَٰلَىٰ عَمَّا يُشْرِكُونَ · خَلَقَ ٱلْإِنسَٰنَ مِن نُّطْفَةٍ فَإِذَا هُوَ خَصِيمٌ مُّبِينٌ
Halaka's-semâvâti ve'l-arda bi'l-hakk, teâlâ ammâ yüşrikûn · Halaka'l-insâne min nutfetin fe-izâ hüve hasîmun mübîn
"Gökleri ve yeri hak ile yarattı; O, ortak koştuklarından yücedir. · İnsanı bir damladan yarattı; bir de bakarsın apaçık bir tartışmacı kesilmiş."
İki ayet de aynı kelimeyle başlıyor: halaka. Ve ikisinin nesnesi arasındaki fark, sûrenin bütün delil düzenini kuruyor:
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı iki ayetin arka arkalığıdır: aynı fiil, iki nesne; biri gayesiyle anılıyor, öteki davranışıyla. Yani kâinat yaratılışına sadık kalıyor; insan, yaratılışının hemen ardından tartışmaya başlıyor.
Yâsîn 36/77'de (evelem yera'l-insânü ennâ halaknâhü min nutfetin fe-izâ hüve hasîmun mübîn) şunlar kaydedilmişti ve oraya dayanıyorum:
- İzâ fücâiyye (birdenbirelik bildiren izâ): "bir de bakarsın ki". Cümle, damla ile tartışmacı arasındaki bütün basamakları atlıyor.
- Hasîm, fa'îl veznindedir ve Arapçada bu vezin yerleşik, sabit bir niteliği bildirir. Yani insan "tartışan biri" olarak değil, "tartışmacı" olarak adlandırılıyor.
- Nutfe hakkında konan STYLE sınırı: kelime modern embriyoloji terimleriyle birebir eşitlenmiyor; delil, insanın başlangıcının kendi elinde olmamasıdır.
| Yâsîn 36/77 | Nahl 16/4 | |
|---|---|---|
| Cümlenin başı | Evelem yera'l-insân — bir soru | Halaka'l-insân — bir haber |
| Kim konuşuyor | İnsanın görmediği söyleniyor | Yaratanın yaptığı söyleniyor |
| Nerede duruyor | Sûrenin sonunda — delillerden sonra | Sûrenin başında — delillerden önce |
| Ardından ne geliyor | Ve darabe lenâ meselen ve nesiye halkah | Ve'l-en'âme halakahâ leküm — sayım başlıyor |
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum, dayanağı iki ayetin sûre içindeki konumudur: Yâsîn bu cümleyi bir sonuç olarak kullanıyor — bütün deliller verildikten sonra insanın tavrı adlandırılıyor. Nahl ise aynı cümleyi bir başlangıç olarak kullanıyor. Yani teşhis önce konuyor, sayım sonra yapılıyor.
Ve bunun sûre için bir sonucu var: on sekizinci ayette gelecek olan lâ tuhsûhâ (sayamazsınız) hükmü, dördüncü ayetteki teşhisin üzerine biniyor. Sayamayan ile tartışan aynı kişidir.
Ve bu teşhis, dizinde bir başka kökle birlikte okunmalıdır. Kehf 18/54'te insan için şöyle deniyordu:
Kehf bölümünde kaydedilenler şunlardı ve oraya dayanıyorum: ج-د-ل kökü Ğâfir (Mü'min)'nin bütün omurgasıydı ve orada kınanan şeyin dayanaksız tartışma (bi-ğayri sultânin etâhüm) olduğu tablolanmıştı; Bakara 2/197'de kökün somut anlamı — ipi sıkıca bükmek — çözümlenmişti. Ve Kehf'te bir kayıt daha vardı: eğilim tespit ediliyor (54), sonra sınır konuyor (22).
| Yer | Kelime | Kök | Vezin / kalıp | Ne söylüyor |
|---|---|---|---|---|
| Nahl 16/4 | Hasîmun mübîn | خ-ص-م | Fa'îl — yerleşik vasıf | Damladan çıkanın hemen kazandığı vasıf |
| Yâsîn 36/77 | Hasîmun mübîn | خ-ص-م | Fa'îl | Deliller görüldükten sonraki vasıf |
| Kehf 18/54 | Eksera şey'in cedelâ | ج-د-ل | Temyiz — eksera ile | Her şeyden çok — karşılaştırmalı |
Ve şu kaydedilmelidir, çünkü sûrenin sonunu ilgilendiriyor: Nahl, dördüncü ayette insanı tartışmacı diye adlandırdıktan sonra, yüz yirmi beşinci ayette aynı insana tartışmanın usulünü öğretiyor: ve câdilhüm billetî hiye ahsen.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı iki ayetin sûrenin iki ucunda durmasıdır: sûre, tartışmayı ne yasaklıyor ne övüyor. Dördüncü ayette bir olgu olarak tespit ediyor, yüz yirmi beşinci ayette bir biçime bağlıyor. Mücâdele'de kaydedilen çizgi budur ve orada bu iki ayet zaten yan yana anılmıştı: cedel, konusuna ve biçimine göre değer alan bir fiildir.