وَإِذَا قِيلَ لَهُم مَّاذَآ أَنزَلَ رَبُّكُمْ قَالُوٓا۟ أَسَٰطِيرُ ٱلْأَوَّلِينَ · لِيَحْمِلُوٓا۟ أَوْزَارَهُمْ كَامِلَةً يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ وَمِنْ أَوْزَارِ ٱلَّذِينَ يُضِلُّونَهُم بِغَيْرِ عِلْمٍ أَلَا سَآءَ مَا يَزِرُونَ
Ve izâ kīle lehüm mâzâ enzele rabbüküm kālû esâtîru'l-evvelîn · Li-yahmilû evzârahüm kâmileten yevme'l-kıyâmeti ve min evzâri'llezîne yudıllûnehüm bi-ğayri ilm, elâ sâe mâ yezirûn
"Onlara 'Rabbiniz ne indirdi?' dendiğinde, 'öncekilerin masalları' derler. · Kıyamet günü kendi yüklerini eksiksiz taşısınlar, bilgisizce saptırdıkları kimselerin yüklerinden bir kısmını da. Bakın, yüklendikleri şey ne kötü!"
Cevap ise soruyu cevaplamıyor. Esâtîru'l-evvelîn — "öncekilerin masalları." Yani indirilen şeyin ne olduğu değil, kaynağı hakkında bir hüküm veriliyor.
Bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum: cümle "indirilmedi" demiyor bile. Soruyu kabul edip nesnesini değiştiriyor. Ve otuzuncu ayette aynı soru bir kez daha sorulacak, bu kez başka bir gruba — cevap tamamen değişecek. Sûre aynı soruyu iki ayrı ağza veriyor. Bu, sûre içinde doğrulanabilir bir tekrardır.
أَسَٰطِير — ustûrenin çoğulu, kök س-ط-ر: satır, yazı, sıra hâlinde dizmek. Mistar — çizgi çekmeye yarayan alet. Kelime "yazılmış, satırlara dizilmiş şey" demektir; buradan "eski hikâye, masal" anlamı doğar.
Kelimenin kökünde bir ironi vardır ve bunu bir dil gözlemi olarak kaydediyorum: itiraz, indirilen şeyi "yazılmış bir şey" diye adlandırıyor. Oysa itirazın konusu, indirilmiş bir metindir. İki taraf da aynı kelime ailesini kullanıyor; ayrıldıkları yer, metnin kaynağı.
Burada dikkatle durulması gereken bir mesele var, çünkü ayet ilk bakışta dizinde defalarca kaydedilen bir ilkeyle çelişir görünüyor.
İlke şudur ve dizinde birçok yerde işlendi: ve lâ teziru vâziratün vizra uhrâ — "hiçbir yük taşıyan, bir başkasının yükünü taşımaz." Fâtır (Melâike) 35/18'de ve İsrâ 17/15'te ayrıntılı işlendi.
Bu ayet ise saptıranların, saptırdıklarının yüklerinden de taşıyacağını söylüyor. Çelişki nasıl çözülüyor?
| Kelime | Ne yapıyor |
|---|---|
| Evzârahüm + كَامِلَةً | Kendi yükleri — eksiksiz. Yani kendi payları hiç azalmıyor |
| Ve min evzâri'llezîne yudıllûnehüm | Min — "bir kısmından". Tamamı değil |
Ve saptırılanların yükü hafiflemiyor: ayet onların yükünün kaldırıldığını söylemiyor. Söylediği şey, saptıranın kendi fiilinin bir sonucu olarak ayrıca yüklendiğidir.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağım bu iki kelimedir (kâmileten ve min): taşınan şey, başkasının yükü değil — saptırma fiilinin kendi karşılığıdır. Yani ilke bozulmuyor; saptırmak da bir fiil olarak sayılıyor.
Ve bi-ğayri ilm kaydı kaydedilmeye değer: saptırma bilgisizce yapılıyor diye niteleniyor. Lokmân 31/6'da (li-yudılle an sebîlillâhi bi-ğayri ilm) aynı terkip geçti; oraya dayanıyorum.