أَفَمَن يَخْلُقُ كَمَن لَّا يَخْلُقُ أَفَلَا تَذَكَّرُونَ · وَإِن تَعُدُّوا۟ نِعْمَةَ ٱللَّهِ لَا تُحْصُوهَآ إِنَّ ٱللَّهَ لَغَفُورٌ رَّحِيمٌ
Efe-men yahlüku ke-men lâ yahlük, efelâ tezekkerûn · Ve in teuddû ni'metallâhi lâ tuhsûhâ, innallâhe le-ğafûrun rahîm
"Yaratan, yaratmayan gibi midir? Hâlâ düşünmez misiniz? · Allah'ın nimetini saymaya kalksanız sayamazsınız. Allah gerçekten çok bağışlayan, çok merhamet edendir."
Soru, listenin tamamını tek bir karşılaştırmaya bağlıyor. Efe-men yahlüku ke-men lâ yahlük — ve fiil muzâridir: "yaratmakta olan" ile "yaratmayan".
Bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum: cümle isim kullanmıyor. Ne "Allah" diyor ne de karşı tarafa bir ad veriyor. Yalnız bir fiil ve onun olumsuzu var. Yani karşılaştırma, kimlikler üzerinden değil, yapılan iş üzerinden kuruluyor.
Ve men kelimesi kaydedilmelidir: Arapçada men akıl sahipleri için kullanılır. Yani cümle, karşı tarafı kişi sayarak soruyor — en elverişli hâliyle. Buna rağmen sonuç değişmiyor.
| Fiil | Kök | Anlam |
|---|---|---|
| تَعُدُّوا۟ | ع-د-د | Saymak — teker teker anmak, dökümünü yapmak |
| تُحْصُوا۟ | ح-ص-ي | İhsâ etmek — sayıyı tam olarak kavramak, tüketmek, kayda geçirmek |
ح-ص-ي kökünün somut anlamı dilcilerce şöyle verilir: hasâ — çakıl taşı. Eski sayım usulünde çakıl taşlarıyla sayılırdı; buradan "tam sayım, eksiksiz döküm" anlamı doğar. Kelime Cin 72/28'de (ve ahsâ külle şey'in adedâ) ve Meryem 19/94'te (lekad ahsâhüm ve addehüm addâ — iki fiil yan yana) geçti.
Fark kaydedilmelidir ve ayetin anlamı buna dayanır: ayet "sayamazsınız" derken saymanın başlanamayacağını söylemiyor. Saymaya başlarsanız (in teuddû) bitiremezsiniz (lâ tuhsûhâ) diyor.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı iki fiilin ayrı ayrı seçilmiş olmasıdır: şart cümlesinin fiili teuddû, cevabın fiili tuhsû. Eğer ayet saymayı büsbütün yasaklasaydı, iki fiili de aynı kökten kullanabilirdi. Ayrımı koruması, sayma işinin kendisini geçersiz kılmadığını gösteriyor.
Ve bunun sûre için doğrudan bir sonucu var: sûre on üç ayet boyunca zaten saymıştır. Yani ayet, kendi yaptığı işi bir yerde durduruyor ama iptal etmiyor.
Dilciler bunu cins ismi olarak açıklar: sayı bildirmiyor, tür bildiriyor. Ve bir gözlem olarak veriyorum: tekil kelimenin sayılamayacağının söylenmesi, cümlenin gerilimini artırıyor — tek bir şey bile sayılamıyor.
Ve sûre bu kelimeyi ısrarla kullanacak: ni'metallâh terkibi sûrede beş kez geçiyor (18, 53, 71, 72, 83) ve bir kez de ni'metehû (81) biçiminde. Bu, sûre içinde sayılabilir bir olgudur ve sonda tablolanacak.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı iki cümlenin arka arkalığıdır: sayılamayan bir nimetin karşılığı da tam olarak verilemez. Ayet, karşılığın verilemeyeceğini söylemek yerine, verilememesinin bağışlandığını söylüyor. Yani cümle, açılan hesabı aynı ayette kapatıyor.