هُوَ ٱلَّذِىٓ أَنزَلَ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءً لَّكُم مِّنْهُ شَرَابٌ وَمِنْهُ شَجَرٌ فِيهِ تُسِيمُونَ · يُنۢبِتُ لَكُم بِهِ ٱلزَّرْعَ وَٱلزَّيْتُونَ وَٱلنَّخِيلَ وَٱلْأَعْنَٰبَ وَمِن كُلِّ ٱلثَّمَرَٰتِ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً لِّقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ
Hüve'llezî enzele mine's-semâi mâen, leküm minhü şerâbün ve minhü şecerun fîhi tüsîmûn · Yünbitü leküm bihi'z-zer'a ve'z-zeytûne ve'n-nahîle ve'l-a'nâbe ve min külli's-semerât, inne fî zâlike le-âyeten li-kavmin yetefekkerûn
"Gökten suyu indiren O'dur: ondan içersiniz, ondan hayvan otlattığınız ağaç biter. Onunla sizin için ekin, zeytin, hurma, üzüm ve her türlü meyveyi bitirir. Düşünen bir topluluk için bunda bir işaret vardır."
Kaydedilmeye değer: ayet insanın payını önce anıyor, ama hayvanın payını da aynı cümlede sayıyor. Ve ikisi de aynı suya bağlanmış durumda.
تُسِيمُونَ — kök س-و-م: hayvanı otlağa salıp serbestçe otlatmak. Sâime — otlağa salınan, yemi verilmeyen hayvan. Kelimenin bu kalıpta Kur'an'da yalnız burada geçtiği kaydedilir.
Bir dizim gözlemi olarak veriyorum: altıncı ayette tesrahûn (salıverirsiniz), burada tüsîmûn (otlatırsınız). İki fiil aynı işi iki ayrı yerden anlatıyor: biri salıvermenin manzarasını, öteki salıvermenin karşılığını.
| Sıra | Ürün | Ne |
|---|---|---|
| 1 | ez-Zer' | Ekin — tahıl, temel gıda |
| 2 | ez-Zeytûn | Zeytin — yağ |
| 3 | en-Nahîl | Hurma |
| 4 | el-A'nâb | Üzüm |
| — | Ve min külli's-semerât | Ve her türlü meyveden |
Yine aynı desen: sayılıyor, sonra liste açık bırakılıyor. Sekizinci ayette ve yahlüku mâ lâ ta'lemûn ile yapılan iş, burada ve min külli's-semerât ile yapılıyor. Bu, metinden doğrulanabilir bir tekrardır.
نَخِيل وَأَعْنَاب — hurma ve üzüm ikilisi Kur'an'da düzenli olarak birlikte anılır ve Mü'minûn 23/19'da bu ikili işlendi; orada iki bitkinin kurak iklimde suya bağlı ve saklanabilir olduğu kaydedilmişti. Yâsîn 36/34'te de aynı ikili geçti. Oraya dayanıyorum.
Ve bu ikili sûrede bir kez daha, altmış yedinci ayette dönecek — bu kez ürünün işlenmiş hâliyle (tettehızûne minhü sekeran ve rızkan hasenâ). Sûre içinde doğrulanabilir bir tekrardır.
On birinci ayetten itibaren sayım, kapanış cümleleriyle bölümleniyor ve kapanışlar her seferinde başka bir fiil kullanıyor:
| Ayet | Kapanış | Fiil |
|---|---|---|
| 11 | Li-kavmin yetefekkerûn | Düşünmek |
| 12 | Li-kavmin ya'kılûn | Akletmek |
| 13 | Li-kavmin yezzekkerûn | Hatırlamak / öğüt almak |
| 65 | Li-kavmin yesmeûn | İşitmek |
| 67 | Li-kavmin ya'kılûn | Akletmek |
| 69 | Li-kavmin yetefekkerûn | Düşünmek |
| 79 | Li-kavmin yü'minûn | İnanmak |
Yedi kapanış, beş ayrı fiil. Bu, Rûm 30/20-25'te tablolanan ve min âyâtihî dizisinin kapanışlarıyla aynı işi görüyor — orada dört kapanış dört ayrı kapasiteye hitap ediyordu (düşünmek, bilmek, işitmek, akletmek). Oraya dayanıyorum ve farkı kaydediyorum:
| Rûm 30/20-25 | Nahl 16/11-79 | |
|---|---|---|
| Kalıbı açan | Ve min âyâtihî — tekrarlanan açılış | Açılış kalıbı yok — her ayet başka türlü başlıyor |
| Kapanış sayısı | 4 (dizinin ortasında) | 7 (sûreye yayılmış) |
| Dizinin şekli | Kapalı — 20 ve 25 çerçeve | Açık — 11'den 79'a kadar |
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı iki sûrenin kalıp kullanımıdır: Rûm bir dizi kuruyor ve diziyi çerçeveliyor; Nahl ise kapanışları sûrenin içine dağıtıyor. Yani Rûm'da işaretler bir bölüm hâlinde toplanmış, Nahl'de sûrenin dokusuna karışmış durumda.