نَبِّئْ عِبَادِىٓ أَنِّىٓ أَنَا ٱلْغَفُورُ ٱلرَّحِيمُ · وَأَنَّ عَذَابِى هُوَ ٱلْعَذَابُ ٱلْأَلِيمُ
İki ayet tek bir cümlenin iki yarısıdır ve simetrik kurulmuşlardır. Ama simetri tam değildir — ve fark kaydedilmelidir:
| 49. ayet | 50. ayet | |
|---|---|---|
| Konu | Zât — "ben" | Sıfat — "azabım" |
| Yapı | Ennî ene el-Ğafûru'r-Rahîm | Ve enne azâbî hüve el-azâbü'l-elîm |
| Öğe sayısı | İki isim (Ğafûr, Rahîm) | Bir sıfat (elîm) |
| Fasıl zamiri | Ene | Hüve |
| Kime bağlı | Doğrudan Allah'a | Azaba — araya bir kelime giriyor |
Fark şudur ve bunu kendi okumam olarak kaydediyorum, dayanağı da tablodur: birinci cümlede yüklem doğrudan zâta bağlanıyor — "ben bağışlayanım." İkinci cümlede araya bir kelime giriyor: azap. Yani "ben azap edenim" denmiyor; "azabım acıklıdır" deniyor.
Aynı denge, İbrâhim sûresinin yedinci ayetinde bir şart cümlesi içinde kurulmuştu ve orada dört fark tablolanmıştı. Oraya dayanıyorum.
| İbrâhim 14/7 | Hicr 15/49-50 | |
|---|---|---|
| Yapı | İki şart cümlesi | İki haber cümlesi |
| Olumlu taraf | Le-ezîdenneküm — fiil, muhatap zamirli | Ene'l-Ğafûru'r-Rahîm — iki isim |
| Olumsuz taraf | İnne azâbî le-şedîd | Ve enne azâbî hüve'l-azâbü'l-elîm |
| Ortak öğe | Azâbî — "azabım" | Azâbî — "azabım" |
| Ortak yapı | Olumlu tarafta fâil açık; olumsuz tarafta azabın niteliği anılıyor | Aynı |
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı iki metnin dizim ortaklığıdır: Kur'an, iki tarafı karşı karşıya koyarken bağışlamayı fâile, azabı ise fiile değil nesneye bağlıyor. Yani "ben bağışlarım" ile "azabım şiddetlidir" aynı gramer düzeyinde durmuyor. İki sûrede de aynı asimetri var; bu, tek bir ayette rastlantı sayılabilecek bir şeyin iki yerde tekrarlanmasıdır.
ن-ب-أ kökü: önemli, yeni ve fayda veren haber. Kök Nebe''de sûre adı vesilesiyle çözümlendi ve orada nebe' ile haber arasındaki fark kaydedildi. Tekrarlamıyorum.
Ve fiil sûrede iki ayet sonra bir kez daha gelecek: ve nebbi'hüm an dayfi İbrâhîm (51). Yani aynı emir, biri iki isim biri bir kıssa için. Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum: sûre, bağışlama ile azabın haberini verdikten hemen sonra, ikisinin bir arada göründüğü bir olayı anlatmaya başlıyor — İbrâhim'e müjde, Lût kavmine helâk.