ذَرْهُمْ يَأْكُلُوا۟ وَيَتَمَتَّعُوا۟ وَيُلْهِهِمُ ٱلْأَمَلُ ۖ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ
Fiil vezeradan olup mâzîsi kullanılmaz; yalnız muzâri ve emir biçimleri işler. Bu, dizinde İnsân 76/27'de kaydedilen bir dil olgusudur ve orada bu kökün ن-ذ-ر ve ذ-ر-ر ile karıştırılmaması gerektiği belirtilmişti. Oraya dayanıyorum.
Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum: sûrenin ikinci ayeti bir gelecek bildirdi, üçüncüsü şimdiki zamanda ne yapılacağını söylüyor — ve söylenen şey, müdahale etmemek. Sûre doksan dördüncü ayette bunun tersini emredecek (fasda' bimâ tü'mer). İki emir arasındaki fark, sûrenin sonunda ele alınacaktır.
ل-ه-و kökü: bir işten alıkoyan oyalanma. Lehv — asıl işten uzaklaştıran meşguliyet. Kök Tekâsür 102/1'de (elhâkümü't-tekâsür) ayrıntılı çözümlendi. Tekrarlamıyorum.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı fâilin seçimidir: cümle "oyalanıyorlar" demiyor. Oyalayan bir şey adlandırılıyor ve o şey, kötü bir arzu değil — umut.
Ve Kehf 18/46'da aynı kelime olumlu bir bağlamda geçmişti: ve'l-bâkıyâtü's-sâlihâtü hayrun ınde rabbike sevâben ve hayrun emelâ. Oraya dayanıyorum.
| Yer | Emel | Değer |
|---|---|---|
| Kehf 18/46 | Hayrun emelâ | Olumlu — doğru yere bağlanmış umut |
| Hicr 15/3 | Yülhihimü'l-emel | Oyalayıcı — yanlış yere bağlanmış |