وَإِن مِّن شَىْءٍ إِلَّا عِندَنَا خَزَآئِنُهُۥ وَمَا نُنَزِّلُهُۥٓ إِلَّا بِقَدَرٍ مَّعْلُومٍ
"Hiçbir şey yoktur ki hazineleri bizim katımızda olmasın; ve biz onu ancak belirli bir ölçüyle indiririz."
Hizânenin çoğulu. Kök خ-ز-ن: bir şeyi saklamak, korumaya almak, biriktirmek. Hâzin — hazinedar, saklayan.
Kelimenin resmi kaydedilmeye değer: hazine, kullanılmayan değil saklanan şeydir; ihtiyaç anında çıkarılmak üzere tutulur.
Ve cümlenin kalıbı iki kez hasrdır: ve in min şey'in illâ… ve ve mâ nünezzilühû illâ… — hiçbir istisna bırakmayan iki sınırlama arka arkaya.
Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum: birinci sınırlama kapsamı (hiçbir şey hariç değil), ikincisi ölçüyü (hiçbir iniş ölçüsüz değil) belirliyor.
ق-د-ر kökü Kadr'de ayrıntılı çözümlendi ve Kamer 54/49'da (innâ külle şey'in halaknâhü bi-kader) bir kez daha ele alındı. Tekrarlamıyorum.
Kadera — ölçtü, biçti, miktarını belirledi. Türevleri: kader (belirlenmiş ölçü), mikdâr, takdîr, kudret. Ve takdir ile kıymet arasındaki ilişki dilin kendisinde kurulu: bir şeyin kadrini bilmek, ona doğru ölçüyü vermektir.
| Yer | İfade | Ne ölçülü |
|---|---|---|
| Kamer 54/49 | Külle şey'in halaknâhü bi-kader | Yaratılış — ölçüyle yaratıldı |
| Hicr 15/21 | Mâ nünezzilühû illâ bi-kaderin ma'lûm | İniş — ölçüyle indirildi |
Kamer'de ölçü yaratmaya, burada verilmeye bağlanıyor. Ve buradaki ölçüye bir sıfat eklenmiş: ma'lûm — bilinen. Kamer'de bu sıfat yok.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı sıfatın varlığıdır: ölçünün "bilinen" olması, onu bilenin bulunduğunu söylüyor. Yani ayet yalnız bir miktar bildirmiyor; miktarın rastgele olmadığını, kayıtlı olduğunu söylüyor. Ve bu, sûrenin dördüncü ayetindeki kitâbün ma'lûm ile aynı sıfattır.