وَٱلْأَرْضَ مَدَدْنَٰهَا وَأَلْقَيْنَا فِيهَا رَوَٰسِىَ وَأَنۢبَتْنَا فِيهَا مِن كُلِّ شَىْءٍ مَّوْزُونٍ · وَجَعَلْنَا لَكُمْ فِيهَا مَعَٰيِشَ وَمَن لَّسْتُمْ لَهُۥ بِرَٰزِقِينَ
Ve'l-arda medednâhâ ve elkaynâ fîhâ ravâsiye ve enbetnâ fîhâ min külli şey'in mevzûn · Ve cealnâ leküm fîhâ maâyişe ve men lestüm lehû bi-râzikīn
"Yeri de yayıp döşedik; oraya sabit dağlar yerleştirdik ve orada ölçülü her şeyden bitirdik. · Orada hem size hem de rızkını sizin vermediğiniz canlılara geçim vasıtaları yarattık."
م-د-د kökü: uzatmak, yaymak, germek. Kök Mülk'de ve Zuhruf 43/10'da (ceale lekümü'l-arda mehdâ) yakın bir kelimeyle işlendi. Oralara dayanıyorum.
STYLE gereği bir sınır çiziyorum: bu fiilden yerin biçimine dair bir sonuç çıkarmıyorum — ne bir iddiayı doğrulamak ne de çürütmek için. Kelimenin sözlük anlamı "yaymak"tır; ayetin muhatabına söylediği şey, üzerinde yürünecek bir genişliğin hazırlanmış olmasıdır. Aynı sınır Zümer 39/5'te yükevviru fiili için konmuştu; oraya dayanıyorum.
رَوَٰسِى — râsiyenin çoğulu. Kök ر-س-و: bir yere sabitlenmek, demir atmak. Mürsâ — geminin demirlediği yer.
Fiil kaydedilmelidir: elkaynâ — "attık, bıraktık." Dilciler bu fiilin burada "yerleştirmek" anlamında kullanıldığını kaydeder.
و-ز-ن kökü: tartmak. Mîzân — terazi; vezn — tartı, ağırlık. Kök Rahmân 55/7-9'da (ve vedaa'l-mîzân) ayrıntılı işlendi. Oraya dayanıyorum.
| Okuma | Mevzûn ne |
|---|---|
| 1 | Miktarı belirlenmiş — her şey ölçüsünce bitiriliyor |
| 2 | Değeri olan, tartıya gelen — kıymetli madenler dâhil |
| 3 | Birbirine denk, uyumlu — düzenli |
Kaydedilmesi gereken şey, kelimenin sûre içindeki yeridir: iki ayet sonra bi-kaderin ma'lûm (belirli bir ölçüyle) gelecek. Yani mevzûn ve kader, iki ayet arayla aynı fikri iki ayrı kökle söylüyor.
| Okuma | Men neye bağlanıyor | Anlam |
|---|---|---|
| 1 | Cealnâ leküm… ve li-men | Sizin rızkını vermediğiniz canlılar için de geçim yarattık |
| 2 | Cealnâ leküm… maâyişe ve men | Size hem geçim hem de beslemediğiniz varlıkları verdik (hizmetinize sunulanlar) |
Ama birinci okuma bir şey söylüyor ve bunu kendi okumam olarak kaydediyorum, dayanağı da lestüm lehû bi-râzikīn ifadesinin kendisidir: ayet, insanın yeryüzündeki tek muhatap olmadığını söylüyor. Ve bunu, insanın beslemediği canlıları anarak yapıyor. Yani kapsam, insanın sorumluluk alanının dışına taşıyor.