وَإِذْ قَالَ مُوسَىٰ لِقَوْمِهِ ٱذْكُرُوا۟ نِعْمَةَ ٱللَّهِ عَلَيْكُمْ إِذْ أَنجَىٰكُم مِّنْ ءَالِ فِرْعَوْنَ يَسُومُونَكُمْ سُوٓءَ ٱلْعَذَابِ وَيُذَبِّحُونَ أَبْنَآءَكُمْ وَيَسْتَحْيُونَ نِسَآءَكُمْ وَفِى ذَٰلِكُم بَلَآءٌ مِّن رَّبِّكُمْ عَظِيمٌ
Ve iz kāle Mûsâ li-kavmihî'zkürû ni'metallâhi aleyküm iz encâküm min âli Fir'avne yesûmûneküm sûe'l-azâbi ve yüzebbihûne ebnâeküm ve yestahyûne nisâeküm · Ve fî zâliküm belâün min rabbiküm azîm
"Hani Mûsâ kavmine demişti ki: 'Allah'ın üzerinizdeki nimetini anın: hani sizi Firavun ailesinden kurtarmıştı; onlar size azabın kötüsünü tattırıyor, oğullarınızı boğazlıyor, kadınlarınızı sağ bırakıyorlardı. Bunda Rabbinizden büyük bir sınav vardı.'"
Kökün somut anlamı bir çobanlık terimidir: sâme'l-mâşiye — hayvanı otlağa saldı, otlattı. Sâime — otlayan hayvan; sevm — hayvanı otlatmak, salıvermek.
Ve buradan "birine bir şeyi sürekli olarak dayatmak, sürüp götürmek" anlamı çıkar. Dilciler bu geçişi şöyle açıklar: çoban hayvanı istediği yere sürer; kelime insana kullanıldığında sürekli ve iradesiz bir maruz kalış bildirir.
Bunu bir kelime gözlemi olarak kaydediyorum: fiil azzebûküm (azap ettiler) değil. Seçilen kelime, azabı bir olay değil bir rejim olarak resmediyor — sürüp giden, günlük hâle gelmiş bir muamele.
Ve fiilin muzâri gelmesi bunu destekliyor: yesûmûne, yüzebbihûne, yestahyûne — üçü de sürerlik kipinde. Kurtuluş (encâküm) mâzî, zulüm muzâri. Yani biten bir şey ile sürmekte olan bir şey, kip farkıyla ayrılmış.
ح-ي-ي kökünden istihyâ: sağ bırakmak, hayatta bırakmak. (Aynı kökten hayâ — utanma; dilciler bu ikinci anlamı "canlılığın çekilmesi" resmiyle açıklar.)
Cümlenin dizimi kaydedilmeye değer: oğullar boğazlanıyor, kadınlar sağ bırakılıyor. İkincisi görünüşte bir iyiliktir; ama listeye zulmün parçası olarak konmuş.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı listenin kendisidir: sağ bırakma, burada bir merhamet değil, bir topluluğun taşıyıcı neslinin kesilmesinin öteki yarısıdır. Ayet ikisini tek nefeste sayarak bunu görünür kılıyor.
ب-ل-و kökü: denemek, sınamak; ve eskitmek (elbisenin yıpranması). Dilciler kökün altında "bir şeyi kullanarak ne olduğunu ortaya çıkarmak" fikri bulunduğunu kaydeder.
Kelimenin Kur'an'da hem iyilik hem kötülük için kullanıldığı Enbiyâ 21/35'te (ve neblûküm bi'ş-şerri ve'l-hayri fitneh) ve Fecr'de işlendi. Oraya dayanıyorum.
| Okuma | Zâliküm nereye dönüyor | Anlam |
|---|---|---|
| 1 | Zulme — boğazlama, tattırma | Çekilen şey bir sınavdı |
| 2 | Kurtuluşa — encâküm | Verilen şey bir sınavdı |
İki okuma da nakledilir; tercih dayatmıyorum. Ama şu kaydedilmelidir: kökün kendisi iki okumayı da taşır, çünkü belâ iyilikle de kötülükle de yapılır.