وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا مُوسَىٰ بِـَٔايَٰتِنَآ أَنْ أَخْرِجْ قَوْمَكَ مِنَ ٱلظُّلُمَٰتِ إِلَى ٱلنُّورِ وَذَكِّرْهُم بِأَيَّىٰمِ ٱللَّهِ ۚ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَٰتٍ لِّكُلِّ صَبَّارٍ شَكُورٍ
Ve lekad erselnâ Mûsâ bi-âyâtinâ en ahric kavmeke mine'z-zulümâti ile'n-nûri ve zekkirhüm bi-eyyâmillâh · İnne fî zâlike le-âyâtin li-külli sabbârin şekûr
"Andolsun, Mûsâ'yı âyetlerimizle gönderdik: 'Kavmini karanlıklardan aydınlığa çıkar ve onlara Allah'ın günlerini hatırlat.' Şüphesiz bunda çok sabreden, çok şükreden herkes için âyetler vardır."
Birinci ayette Peygamber'e verilen iş, beşinci ayette Mûsâ'ya verilmiş olarak görünüyor — aynı fiil, aynı iki kelime: mine'z-zulümâti ile'n-nûr.
Fark kipte: birincide li-tuhrice (gerekçe cümlesi), burada ahric (emir). Yani biri kitabın indiriliş sebebi, öteki elçiye verilen doğrudan emir.
Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum: sûre, kendi muhatabına verdiği işi beş ayet sonra tarihten bir örnekle karşılıyor. İş yeni değil; iki elçi arasında ortak.
| Okuma | Eyyâmullâh ne | Gerekçe |
|---|---|---|
| 1 | Geçmiş kavimlerin başına gelenler — helâk günleri | Arapçada "filancanın günleri" deyimi, o kişinin başından geçen çarpıcı olaylar için kullanılır |
| 2 | Nimet günleri — kurtuluşlar, verilenler | Hemen sonraki ayet (6) tam bir kurtuluş anlatıyor |
| 3 | İkisi birden — hem lütuf hem ceza günleri | Ayetin sonundaki sabbâr / şekûr çifti iki yöne de bakıyor |
Ama ayetin son cümlesi bir karîne veriyor ve bunu bir gözlem olarak kaydediyorum: li-külli sabbârin şekûr — sabreden ve şükreden. Sabır sıkıntıya, şükür nimete bakar. İki vasfın yan yana gelmesi, hatırlatılacak "günler"in de iki türlü olduğuna elverişlidir. Bunu bir karîne olarak veriyorum, tercih olarak değil.
Terkip Kur'an'da dört yerde geçer ve ikisi dizinde işlendi: Sebe' 34/19 (Sebe' halkının dağılışının ardından) ve Şûrâ 42/33 (rüzgârın durdurulup gemilerin kalakalması). Oralara dayanıyorum.
Şûrâ bölümünde kaydedilen bir örtüşme burada da anılmaya değer: aynı sûrede ğafûrun şekûr (42/23) Allah için, sabbârin şekûr (42/33) insan için kullanılıyordu — aynı kalıp, iki taraf.
Kalıp kaydedilmelidir: her ikisi de mübalağa vezni. Sabbâr (fa''âl) ve şekûr (fa'ûl). Yani vasıf, bir kerelik bir davranış değil, yerleşmiş bir hâl olarak isteniyor.