فَلَا تَحْسَبَنَّ ٱللَّهَ مُخْلِفَ وَعْدِهِۦ رُسُلَهُۥٓ ۗ إِنَّ ٱللَّهَ عَزِيزٌ ذُو ٱنتِقَامٍ · يَوْمَ تُبَدَّلُ ٱلْأَرْضُ غَيْرَ ٱلْأَرْضِ وَٱلسَّمَٰوَٰتُ ۖ وَبَرَزُوا۟ لِلَّهِ ٱلْوَٰحِدِ ٱلْقَهَّارِ
Fe-lâ tahsebennallâhe muhlife va'dihî rusüleh · İnnallâhe Azîzün Zü'ntikām · Yevme tübeddelü'l-ardu ğayra'l-ardı ve's-semâvât · Ve berazû lillâhi'l-Vâhidi'l-Kahhâr
"Sakın Allah'ı, elçilerine verdiği sözden dönecek sanma. Şüphesiz Allah üstündür, intikam sahibidir. · O gün yer başka bir yere, gökler de başka göklere dönüştürülür ve hepsi tek ve mutlak hâkim olan Allah'ın huzuruna çıkarlar."
Tamlamanın kuruluşu Arapçada dikkat çeker: muhlife va'dihî rusüleh — "elçilerine verdiği sözden dönen."
İki mef'ûl var: va'dehû (vaadi) ve rusülehû (elçileri). Ve tamlama, ikisini de ism-i fâile bağlıyor.
Dizim nüktesi kaydedilmelidir: rusüleh cümlenin sonunda duruyor, oysa anlamca va'de bağlı. Arapçada bu tehir, sona konan kelimeyi vurgular. Yani vurgu, sözün kime verildiğindedir.
| Ayet | Kim | İfade |
|---|---|---|
| 22 | Şeytan | Ve veadtüküm fe-ahleftüküm — "vaat ettim, caydım" |
| 47 | Allah | Muhlife va'dih — olumsuzlanıyor |
Aynı kök (خ-ل-ف), aynı sûrede, biri itiraf biri red olarak. Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı iki geçişin ortak kökü ve aynı sûrede bulunmasıdır: sûre, sözünden dönmeyi önce şeytanın ağzından itiraf ettiriyor, sonra karşı taraf hakkında yasaklıyor.
ن-ق-م kökü: bir şeyi çirkin bulup reddetmek; ve buradan cezalandırma. Kök Zuhruf'de sûre içi tekrar tablosunda ve Duhân 44/16'da işlendi. Oraya dayanıyorum.
Terkibin kalıbı kaydedilmelidir: Zü'ntikām — "intikam sahibi." Bir isim değil, bir sahiplik tamlaması. Dilciler bu kalıbın, sıfatın zâta değil bir işe bağlandığını bildirdiğini kaydeder.
| Ayet | Fiil | Kim değiştiriyor | Ne |
|---|---|---|---|
| 28 | Beddelû — etken | İnsanlar | Nimeti nankörlükle |
| 48 | Tübeddelü — edilgen | Söylenmiyor | Yeri ve gökleri |
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı çatı farkıdır: sûre, değiştirme fiilini önce insana veriyor, sonra insanın fâil olmadığı bir değişimle karşılıyor. Küçük bir değiştirme ile en büyük değiştirme, aynı kökle anlatılıyor.
Değişimin ne olduğu üzerinde klasik tefsirlerde farklı izahlar nakledilir — yerin niteliğinin değişmesi, başka bir yerin gelmesi, yeryüzünün düzleştirilmesi. Ayetin lafzı bunlardan hiçbirini belirtmiyor; bu yüzden bir tercih yapmıyorum ve tasvire girmiyorum.
ٱلْوَٰحِدِ ٱلْقَهَّار — bu iki isim Zümer 39/4'te ve Ğâfir (Mü'min) 40/16'da birlikte işlendi. Oralara dayanıyorum.