وَمَثَلُ كَلِمَةٍ خَبِيثَةٍ كَشَجَرَةٍ خَبِيثَةٍ ٱجْتُثَّتْ مِن فَوْقِ ٱلْأَرْضِ مَا لَهَا مِن قَرَارٍ
"Kötü sözün durumu ise şudur: yerden koparılıp atılmış, hiçbir kararı olmayan kötü bir ağaç gibidir."
ج-ث-ث kökünün somut anlamı: bir şeyi kökünden söküp çıkarmak, gövdesiyle birlikte yerinden koparmak.
- جُثَّة (cüsse) — bir şeyin gövdesi, bedeni. Türkçedeki "cüsse" kelimesi budur.
- جَثِيث — dilcilerin kaydettiğine göre, kökünden sökülüp başka yere dikilen hurma fidanı.
- ٱجْتَثَّ — VIII. bâb: kökünden söktü, gövdesiyle kopardı.
Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum: güzel ağacın kökü hakkında bir fiil değil, bir sıfat verilmişti (sâbit — sabittir, bir hâl). Kötü ağaç için ise bir fiil verilmiş, üstelik edilgen bir fiil. İki tarif farklı gramer kategorilerinde: biri durum, öteki başına gelen bir iş.
Terkip kaydedilmeye değer ve dilciler üzerinde durur. "Yerin altından" değil, "yerin üstünden" koparılmış.
| İzah | Anlam |
|---|---|
| 1 | Ağacın kökü zaten toprağa girmemişti; yüzeyde duruyordu, hafif bir çekişle koptu |
| 2 | Min fevkı'l-ard terkibi "yeryüzünden" demektir; ağaç yerinden tamamen kaldırılmıştır |
Ama birinci izah, temsilin karşıtlığıyla iyi örtüşüyor ve bunu bir karîne olarak kaydediyorum: güzel ağacın kökü sâbitti — yani derinlere tutunmuştu. Karşıtı, tutunamamış olmaktır.
ق-ر-ر kökü: bir yerde durmak, yerleşmek, sabit kalmak. Aynı kökten karâr (durulan yer), müstekarr (yerleşilen yer), ve kurre (gözün bir yerde durup kayması — Furkān 25/74'te kurrate a'yün için kaydedildi).
Kelime sûrede iki kez geçiyor: burada ve yirmi dokuzuncu ayette (cehenneme yaslevnehâ ve bi'se'l-karâr).
| Ayet | İfade | Kim / ne |
|---|---|---|
| 26 | Mâ lehâ min karâr | Kötü ağaç — durağı yok |
| 29 | Ve bi'se'l-karâr | Cehennem — durak var, ama kötü |
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı iki geçişin karşılaşmasıdır: kötü sözün dünyada durağı yoktur; âhirette ise bir durak vardır ve o durağın adı konmuştur. Sûre, "karârsızlık" ile "kötü karâr"ı üç ayet arayla yan yana koyuyor.
Ayet "güzel söz"ün ve "kötü söz"ün ne olduğunu söylemiyor. Klasik tefsirlerde çeşitli karşılıklar nakledilir — kelime-i tevhid, iman, sâlih söz; karşı tarafta şirk sözü, küfür. Bu karşılıkları aktarıyorum, ama ayetin lafzı bir tanım vermediği için birini metnin sözü gibi sunmuyorum.
Metnin verdiği şey bir tanım değil, bir ölçüttür ve bunu kendi okumam olarak kaydediyorum: temsil, bir sözün iyiliğini içeriğiyle değil, dört özelliğiyle ölçüyor — tutunduğu bir kök, yukarı uzanan bir gövde, kesilmeyen bir ürün, ve ürünün kendisine ait olmaması. Bu dört ölçüt, herhangi bir söze uygulanabilir.