وَأُدْخِلَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ جَنَّٰتٍ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَا بِإِذْنِ رَبِّهِمْ ۖ تَحِيَّتُهُمْ فِيهَا سَلَٰمٌ
Ve üdhıle'llezîne âmenû ve amilu's-sâlihâti cennâtin tecrî min tahtihe'l-enhâru hâlidîne fîhâ bi-izni rabbihim · Tehıyyetühüm fîhâ selâm
"İman edip sâlih ameller işleyenler ise, altından ırmaklar akan cennetlere sokulur; Rablerinin izniyle orada kalıcıdırlar. Oradaki karşılanmaları 'selâm'dır."
Terkip sûrenin birinci ayetinde geçmişti: li-tuhrice'n-nâse… bi-izni rabbihim. Burada ikinci ve son kez geliyor.
Sûrenin başı ile ortası arasında kurulmuş bir halkadır ve doğrulanabilir. Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum: yolculuğun başlangıcı da varış yerinde kalış da aynı kayıtla veriliyor — ikisi de bir izne bağlı.
ح-ي-ي kökünden tahiyye: selamlama, karşılama. Dilciler kelimenin aslında "hayat dileme" olduğunu kaydeder — Arapların birbirine hayyâke'llâh (Allah sana hayat versin) demesinden.
Kaydedilmesi gereken şey, bloğun bu kelimeyle kapanmasıdır. On beşinci ayetten yirmi ikinciye kadar süren bölüm boyunca konuşulanlar: hüsran, irin, ölüm, kınama, feryat. Ve blok tek kelimelik bir cümleyle kapanıyor: selâm.