فَلَمَّا ٱسْتَيْـَٔسُوا۟ مِنْهُ خَلَصُوا۟ نَجِيًّا قَالَ كَبِيرُهُمْ أَلَمْ تَعْلَمُوٓا۟ أَنَّ أَبَاكُمْ قَدْ أَخَذَ عَلَيْكُم مَّوْثِقًا مِّنَ ٱللَّهِ
"Ondan ümitlerini kesince, konuşmak üzere bir kenara çekildiler. Büyükleri dedi ki: 'Babanızın sizden Allah adına söz aldığını, daha önce de Yûsuf hakkında işlediğiniz kusuru bilmiyor musunuz? Babam bana izin verinceye ya da Allah benim hakkımda hüküm verinceye kadar bu ülkeden ayrılmayacağım. O, hüküm verenlerin en hayırlısıdır. Babanıza dönün ve deyin ki: Babamız! Oğlun hırsızlık etti. Biz ancak bildiğimize şahitlik ettik; gaybın bekçileri değildik. İçinde bulunduğumuz şehre ve birlikte geldiğimiz kervana sor; biz gerçekten doğru söylüyoruz.'"
Yûsuf'un kardeşleri karar veremeyince "aralarında konuşmak üzere bir kenara çekildiler" — خَلَصُوا۟ نَجِيًّا (Yûsuf 12/80). Fiil halasû: sıyrıldılar, ayrıldılar. Bir kenara çekilme fiili, necî kelimesiyle birlikte kullanılıyor.
نَجِيًّا — kök ن-ج-و: kurtulmak; ve gizli konuşmak. Necvâ — fısıltıyla konuşma. Kelime burada hâl olarak mansûb ve tekil geldiği hâlde çoğula işaret ediyor — Arapçada fa'îl kalıbı bazen cins ismi gibi kullanılır.
Ve bu, sûrenin 15. ayetiyle karşılaştırılabilir: orada da bir araya gelip karar vermişlerdi (ve ecmeû en yec'alûhü fî ğayâbeti'l-cübb). İkisi de kapalı bir istişare sahnesidir.
Cümlenin işi kaydedilmelidir: kardeşler, verdikleri sözün nasıl bozulduğunu açıklıyorlar — ve açıklama bir sınır beyanıdır: "gaybın bekçileri değildik."
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı 64. ayettir: baba fallâhu hayrun hâfizâ demişti. Şimdi oğullar aynı kökü kullanarak kendi sınırlarını bildiriyor: mâ künnâ li'l-ğaybi hâfizîn.
| Ayet | İfade | Kim | Ne bildiriyor |
|---|---|---|---|
| 12, 63 | İnnâ lehû le-hâfizûn | Kardeşler | İddia |
| 64 | Fallâhu hayrun hâfizâ | Baba | Düzeltme |
| 81 | Mâ künnâ li'l-ğaybi hâfizîn | Kardeşler | Sınır ikrarı |
Aynı kök üç kez, üç ayrı konumda. Bu, sûre içinde sayılabilir bir örgüdür ve bir gelişme çizgisi gösteriyor: iddiadan ikrara.
Ve burada bir mecaz var, dilcilerin klasik örneklerindendir: ve's'eli'l-karyete — "şehre sor". Kastedilen şehrin halkıdır.
Arapçada buna mecâz-ı mürsel denir ve bu tür kullanımda hazf vardır: ve's'el ehle'l-karyeh. Dilciler bu ayeti bu kaidenin en bilinen örneği sayar.
Ve şu kaydedilmeye değer: aynı cümlede iki şey birlikte anılıyor — yerleşik bir yer (şehir) ve hareketli bir topluluk (kervan). Yani şahitlik iki ayrı kaynağa dayandırılıyor.
Ve büyük kardeşin sözünde kaydedilmeye değer bir ölçü var: ayrılmamaya karar veriyor ve iki şart koyuyor — babanın izni ya da Allah'ın hükmü.
Bunu bir gözlem olarak veriyorum: verilen söz (mîsâk) ağırlığını koruyor. Ve çözüm, sözü bozmakta değil, sözün sahibinden izin almakta aranıyor.