لِّلَّذِينَ أَحْسَنُوا۟ ٱلْحُسْنَىٰ وَزِيَادَةٌ وَلَا يَرْهَقُ وُجُوهَهُمْ قَتَرٌ وَلَا ذِلَّةٌ · وَٱلَّذِينَ كَسَبُوا۟ ٱلسَّيِّـَٔاتِ جَزَآءُ سَيِّئَةٍۭ بِمِثْلِهَا وَتَرْهَقُهُمْ ذِلَّةٌ
"İyilik edenlere daha güzeli ve bir fazlası vardır. Yüzlerini ne bir karartı bürür ne de bir aşağılanma. · Kötülük kazananlara ise, kötülüğün karşılığı onun dengidir; ve onları bir aşağılanma bürür. Onları Allah'tan koruyacak kimse yoktur; yüzleri sanki karanlık gecenin parçalarıyla örtülmüş gibidir."
el-Hüsnâ — Leyl'de işlendi: Kur'an kelimeyi mükâfat için kullanır.
وَزِيَادَة — "ve bir fazlası." Kelimenin neyi kastettiği üzerinde klasik tefsirlerde ihtilaf vardır:
| Okuma | Ziyâde ne |
|---|---|
| 1 | Rü'yet — Allah'ı görmek |
| 2 | Kat kat artırılan sevap — amelin karşılığının üstüne eklenen |
| 3 | Belirtilmemiş bir fazlalık — kelimenin açık bırakılması |
Kıyâme'de birinci okuma "nakledildiği şekliyle" aktarılmış, hüküm olarak sunulmamıştı. Aynı kaydı koruyorum ve tercih dayatmıyorum.
Ve şu dizim verisi kaydedilmelidir: kelime nekire (belirsiz) geliyor — ziyâdetün. Belirsizlik, kapsamı açık bırakıyor. Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum.
Yirmi altı ile yirmi yedinci ayetler birbirinin karşıtı olarak kurulmuş ve kelime kelime karşılaştırılabilir:
| Ayet 26 | Ayet 27 |
|---|---|
| Li'llezîne ahsenû | Ve'llezîne kesebü's-seyyiât |
| el-Hüsnâ ve ziyâdeh — karşılık fazlasıyla | Cezâü seyyietin bi-mislihâ — karşılık dengiyle |
| Ve lâ yerhaku vücûhehüm katerun ve lâ zilleh | Ve terhakuhüm zilleh |
| Ashâbü'l-cenneh | Ashâbü'n-nâr |
| Hüm fîhâ hâlidûn | Hüm fîhâ hâlidûn |
İyiliğin karşılığı el-hüsnâ ve ziyâde (daha güzeli ve fazlası), kötülüğün karşılığı bi-mislihâ (dengi).
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı iki ölçü kelimesidir: ayet, karşılığı iki yönde eşit tutmuyor. İyilik tarafında bir artı var, kötülük tarafında yok. Ve bu, Kur'an'da başka yerlerde açıkça söylenir (En'âm 6/160). Sûre burada onu bir simetri bozarak gösteriyor.
قَتَر — kök ق-ت-ر: duman, is; ve buradan yüze çöken karartı. Abese 80/40-41'de kelime işlendi ve orada kaydedilmişti: "Aynı kelime (katar), aynı fiil ailesi (yerheku), ters hükümle. Abese'nin son iki ayeti, Yûnus 10/26'nın negatifidir." Oraya dayanıyorum.
ر-ه-ق kökü: bir şeyi bürümek, örtmek, yetişip kaplamak. Dilciler kelimenin "arkadan yetişip kavramak" resmini kaydeder. Ve fiil iki ayette de kullanılıyor: birinde olumsuzlanarak, öbüründe olumlanarak.
كَأَنَّمَآ أُغْشِيَتْ وُجُوهُهُمْ قِطَعًا مِّنَ ٱلَّيْلِ مُظْلِمًا — "yüzleri karanlık gecenin parçalarıyla örtülmüş gibi."
Benzetmenin maddesi kaydedilmeye değer: örtü olarak gecenin parçaları seçiliyor. Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum: karanlık, bir yokluk olarak değil kesilip örtülebilen bir madde olarak anlatılıyor. Kıta' (parçalar) kelimesi bunu taşıyor.