عَلَّمَ ٱلْإِنسَٰنَ مَا لَمْ يَعْلَمْ
Ayet aynı fiili (alleme) bir kez daha kullanıyor, ama bu kez bâ ile değil, doğrudan iki nesneyle: el-insân (kime) ve mâ lem ya'lem (neyi).
Ve ikinci nesne bir olumsuzluk cümlesidir: "bilmediği şeyi." Yani öğretilen şeyin muhtevası söylenmiyor; sadece insanın onu önceden bilmediği söyleniyor.
Bu, birinci ayetteki "yaratan" fiilinin nesnesiz bırakılmasıyla aynı tekniktir. Nesne belirsiz bırakıldığında kapsam sınırsızlaşır: insanın bildiği ne varsa, hepsi. Dil, isim, sayı, sanat, tarım, hukuk, yazı — hepsi bu cümlenin içindedir.
Fiilin mâzî (geçmiş zaman) gelmesi de anlamlı: öğretme bitmiş, tamamlanmış bir iş olarak sunuluyor. Ama muhtevası açık bırakıldığı için kapsam sürekli genişler.
Bu iddia ilk bakışta tuhaf gelebilir. İnsan öğrenir; çalışır, araştırır, dener, yanılır, düzeltir. Bilgi, harcanan emeğin karşılığı gibi görünür.
Ayet bunu inkâr etmiyor. Söylediği şey daha temelde duran bir şeydir: öğrenme kapasitesinin kendisi verilmiştir. Bir insanın öğrenebilmesi için önce hafızası, dikkati, dili, merakı, çıkarım yapabilme yetisi olmalıdır. Bunların hiçbirini kendisi edinmemiştir. Bilgi bir binaysa, insan kat çıkar; ama zemini o dökmemiştir.
- Nahl 16/78: "Allah sizi analarınızın karnından, hiçbir şey bilmez halde çıkardı; size işitme, görme ve kalpler verdi." Sıralama açık: önce bilgisizlik, sonra araçların verilmesi.
- Rahmân 55/1-4: "Rahmân. Kur'an'ı öğretti. İnsanı yarattı. Ona beyanı öğretti." Buradaki sıra dikkat çekicidir: öğretmek, yaratmaktan önce anılıyor. Alak sûresinde ise sıra terstir — önce yaratma (1-2), sonra öğretme (4-5). İki sûre aynı iki fiili farklı sırayla veriyor; ikisi de kendi bağlamında yerindedir.
Bu ayetin en yakın akrabası, Bakara sûresindeki Âdem kıssasıdır ve o bahis Bakara'de işlendi. Burada bağı kurup oraya dayanıyorum.
Orada şu vardı: Allah Âdem'e bütün isimleri öğretti; melekler bunları bilemedi ve şöyle dediler: "Seni tenzih ederiz, bize öğrettiğinden başka bilgimiz yok" (Bakara 2/32).
1. Bilgi, verilendir. Melekler bunu itiraf ederek söylüyor. Ve dikkat edilirse itiraf, bir eksiklik beyanı olarak değil, bir tesbih (Allah'ı tenzih etme) cümlesinin içinde geliyor. Yani "bizim bilgimiz verilidir" demek, onlar için bir aşağılanma değil; doğru bir tespit.
2. İnsanın ayrıcalığı da bilgidedir. Âdem'in melekler karşısındaki konumu ibadetle değil, isimleri bilmekle kuruldu.
| Bakara 2/31-32 | Alak 96/5 | |
|---|---|---|
| Fiil | alleme (öğretti) | alleme (öğretti) |
| Öğretilen | Âdem | insan |
| Konu | bütün isimler | bilmediği şey |
| Sonuç | insanın konumu bilgiyle kuruluyor | insana bilgi verilmiş oluyor |
Ama burada kritik bir nokta var ve sûrenin devamı bunun üzerine kuruluyor: bilgi bir ayrıcalıktır, ve her ayrıcalık gibi yanlış anlaşılmaya açıktır. Melekler "bize öğretilenden başka bilgimiz yok" dediler — yani bilgilerinin kaynağını doğru yerde tuttular. İnsan bunu yapmayabilir. Bilgiyi kendi malı sayabilir, kendi başarısı sayabilir, ve sayınca kendini yeterli görmeye başlar.
1. Oku — Rabbinin adıyla; yaratan O'dur. 2. Seni asılıp yapışan bir şeyden yarattı. 3. Oku — Rabbin cömertliğin en üstüdür. 4. Kalemle öğretti. 5. İnsana bilmediğini öğretti.
Yani insanın elindeki her şey sayılmış: varlığı (yaratıldı), maddesi (alak), bilgisi (öğretildi), araçları (kalem). Dördü de dışarıdan gelmiştir. İlk vahiy, insana kendisine ait olan hiçbir şeyi göstermiyor.
Ve buna rağmen ton yumuşaktır: emir vardır, ama tehdit yoktur; alçaltma vardır (alak), ama aşağılama yoktur; Rab, el-Ekram diye anılır. Beş ayette bir kez bile cehennem, azap ya da hesap geçmez.