وَوَجَدَكَ عَآئِلًا فَأَغْنَىٰ
Kur'an'da aynı kök: "Yoksulluğa düşmekten korkarsanız..." (Tevbe 9/28).
Komşu bir kök var ve karıştırılmamalı: ع-و-ل kökü. Âle ye'ûlü — bakmakla yükümlü olmak, geçindirmek. Türkçedeki aile ve iyâl (bakılan kimseler) kelimeleri bu alandan gelir. Aynı kök Kur'an'da bir de "adaletten sapmak" anlamıyla tartışılır: "Bu, haksızlık etmemeniz için daha uygundur" (Nisâ 4/3) — buradaki te'ûlû fiilinin anlamı müfessirler arasında ihtilaflıdır.
Dilciler bu iki kökü ayırır. Ama anlam alanlarının komşu olması tesadüf değildir: bakılacak kalabalık ile geçim darlığı arasında doğrudan bir ilişki vardır.
Neden "fakîran" değil? Kur'an yoksulluk için genellikle فقير (fakîr) kelimesini kullanır. Fakr kökünün somut anlamı, omurganın kırılması ya da omur kemiği (fekâr) ile ilgilidir — yani bel bükülmesi, taşıyamaz hale gelme.
Burada âil seçilmiş. Fark ince ve kesin bir hüküm vermeye elverişli değil; ama âil, "malı olmayan"dan çok "geçimini denkleştirmekte zorlanan"a yakın durur. Ayrıca fasıla gereği de bir rol oynamış olabilir.
Kök: غ-ن-ي. Türkçede "zenginlik" olarak karşılanır, ama kökün asıl anlamı ihtiyaçsızlıktır. İstiğnâ, bir şeye ihtiyaç duymamak demektir.
el-Ganî Allah'ın isimlerindendir ve tam bu anlamı taşır: "Ey insanlar! Siz Allah'a muhtaçsınız; Allah ise Ganî'dir, Hamîd'dir" (Fâtır 35/15). İhlâs sûresinde Samed kelimesi işlenirken bu bağ kurulmuştu: muhtaç olmayan, muhtaç olunan.
Kökün ikinci bir kullanımı daha var ve Kur'an'da sık geçer: ağnâ an — "birinden bir şeyi savmak, ona fayda sağlamak". "Malı ve kazandığı ona fayda vermedi" (Tebbet 111/2); "Malım bana bir fayda sağlamadı" (Hâkka 69/28). Yani ğınâ, elde bulunanın miktarı değil, elde bulunanın işe yaramasıdır.
Tarih kaynaklarına göre Peygamber'in maddî durumu Hatice ile evliliği ve ticaret üzerinden değişmiştir. Ama burada dikkatli olmak gerekiyor: Peygamber hiçbir zaman Mekke'nin zenginlerinden olmadı ve hayatının büyük kısmını sade geçirdi. Medine dönemine dair aktarılan pek çok haber, evinde uzun süre ateş yanmadığını ve sade bir geçim sürdürdüğünü anlatır.
İkinci okuma bu güçlüğü çözer: ğınâ'ü'n-nefs — gönül tokluğu, isteyenin istemez hale gelmesi. Bu okuma bir hadisle desteklenir: Peygamber'in "Zenginlik mal çokluğu değildir; asıl zenginlik gönül zenginliğidir" buyurduğu Buhârî ve Müslim'de Ebû Hüreyre'den nakledilir.
Ve bu okuma sûrenin kendi içinde de doğrulanıyor. Beşinci ayet "razı olacaksın" demişti. Rızâ ile ğınâ aynı yere bakıyor: ikisi de miktarla değil, isteyenin hâliyle ölçülüyor.
Kökün "ihtiyaçsızlık" anlamı zaten bunu içeriyor. Bir insan iki yolla ihtiyaçsız hale gelir: ya elindeki artar, ya isteği azalır. Kelime ikisini de kapsayacak genişliktedir ve ayet daraltmıyor.