وَأَمَّا ٱلسَّآئِلَ فَلَا تَنْهَرْ
Türkçede bu iki iş ayrı kelimelerle karşılanır ("sormak" / "istemek"); Arapçada tek kelimedir. Kur'an her iki anlamda da kullanır:
Klasik tefsirlerde bu ayetteki sâil için her iki anlam da verilir ve bir tercih dayatılmaz. Sebebi kelimenin kendisidir: ayette daraltıcı bir karine yok.
Aynı kökten نَهْر (nehir) ve نَهَار (nehâr — gündüz) gelir. Dilcilerin bir kısmı bağı şöyle kurar: nehir, yatağını yararak akan sudur; nehâr, yayılıp genişleyen ışıktır; intehera ise sesle üzerine yürümektir. Ortak fikir, güçle ilerleme ve yarıp geçmedir.
Kelimenin anlattığı fiil, fizikî bir zarar değil; sesle yapılan bir kovmadır. Vurmak değil, bağırmak. Kapıyı yüzüne kapatmak değil, kapıda azarlamak.
"Rabbin, kendisinden başkasına kulluk etmemenizi ve anne babaya iyilik etmenizi hükmetti. Onlardan biri ya da ikisi senin yanında yaşlanırsa, onlara 'öf' bile deme, onları azarlama, onlara güzel söz söyle" (İsrâ 17/23).
Yani Kur'an'ın "azarlama" yasağı iki yere konmuş: anne babaya ve isteyene. Bu paralellik dikkat çekicidir, çünkü iki grup birbirinden çok uzak görünür — biri en yakın, diğeri çoğu zaman tanınmayan. Ortak yanları, ikisinin de karşısındakinden bir şey istiyor olması ve karşılık verecek konumda olmamasıdır.
İsrâ sûresi, birkaç ayet sonra aynı konuyu bir kez daha ele alır ve bu ayetin ne yasakladığını netleştirir:
"Eğer Rabbinden umduğun bir rahmeti bekleyerek onlardan yüz çevirmek zorunda kalırsan, onlara yumuşak bir söz söyle" (İsrâ 17/28).
Bu ayet doğrudan şunu söylüyor: verecek bir şeyin olmayabilir. O durumda yapılması gereken, elinin boş olduğunu sert bir dille bildirmek değil; yumuşak söz söylemektir.
Yani yasaklanan şey vermemek değil, azarlamaktır. İki ayet birlikte okunduğunda Duhâ 10'un sınırı netleşiyor.
Eşiği aşağı çekiyor. Bu emirler, elinde hiçbir şey olmayan biri tarafından da yerine getirilebilir. Verecek bir şeyi olmayan da ezmemeyi ve azarlamamayı başarabilir. Yükümlülük, imkâna bağlanmamış.
Eşiği yukarı çekiyor. Çünkü veriyor olmak, bu emirlerden muaf tutmuyor. Verirken de ezilebilir; verirken de azarlanabilir. Hatta yardımın en yaygın biçimlerinden biri budur: verilen şeyin yanına bir de küçültme eklenir.
Ayet miktarı değil, muameleyi düzenliyor. Kur'an bunu başka yerde açıkça formüle eder: "Güzel bir söz ve bağışlama, arkasından incitme gelen bir sadakadan daha hayırlıdır" (Bakara 2/263).
Takher ve tenher: iki fiil arasında tek harf farkı var (ق / ن). Aynı vezinde, aynı kapalı heceyle biten, aynı gırtlak sesini taşıyan iki kelime.
Sonuç, iki emrin kulakta tek bir çift olarak durmasıdır. Ve iki kelimenin de çıkışı serttir — söylenişleri, yasakladıkları fiile benzer. Bunu bir ses gözlemi olarak kaydediyorum.