إِنَّ سَعْيَكُمْ لَشَتَّىٰ
1. Yemin — üç ayetlik dizi. 2. إِنَّ — muhakkak ki. 3. لَ — inne'nin haberinin başındaki pekiştirme lâmı (dilcilerin "kaydırılmış lâm" dediği). 4. İsim cümlesi — sabitlik ve süreklilik bildirir.
Asr'da bu yığılmanın muhatabın inkâr eden konumda olduğunu gösterdiğini görmüştük. Burada aynı yığılma var ve söylenen şey ilk bakışta itiraz edilecek bir şey değil: insanların çabaları elbette farklıdır. O halde neden bu kadar pekiştirme?
Cevap, cümlenin ne söylediğine dikkatle bakıldığında çıkıyor. Ayet "insanlar farklı işler yapar" demiyor. "Çabalarınız birbirinden ayrıdır" diyor — yani aynı yere gitmiyorlar. İtiraz edilen şey budur: herkesin kendince iyi bir şey yaptığı, sonunda hepsinin aynı yere çıktığı düşüncesi.
Kök: س-ع-ي. Somut anlamı hızlı yürümek, koşmaya yakın bir tempoda gitmek. Yürümek ile koşmak arasındaki hâl.
Kelime Arapçada oradan çabalamak, uğraşmak, bir iş peşinde koşmak anlamına genişlemiştir — Türkçedeki "koşuşturmak" bu iki anlamı da taşıdığı için iyi bir karşılıktır.
- Fiziksel koşma: "Kuşları çağır, koşarak sana gelirler" (Bakara 2/260); "Şehrin öbür ucundan bir adam koşarak geldi" (Yâsîn 36/20; Kasas 28/20'de benzer).
- Çaba: "İnsan için ancak çalıştığı vardır" (Necm 53/39); "Kim âhireti ister ve mümin olarak ona yaraşır bir çaba gösterirse…" (İsrâ 17/19).
- Emre koşma: "Cuma günü namaza çağrıldığında Allah'ı anmaya koşun" (Cum'a 62/9).
Kelimenin seçimi anlamlı. "Amel" (iş), "fiil" (eylem), "kesb" (kazanım) denebilirdi. Sa'y denmiş — yani hareket halinde, telaşlı, bir şeyin peşinde olma hâli.
Bu, sûrenin insan tasavvuru hakkında bir şey söylüyor: insan duran bir varlık değil, koşan bir varlık. Herkes bir yere doğru gidiyor. Soru "gidiyor musun?" değil, "nereye?"
Asr sûresindeki tespitle birleşiyor: orada zamanın durmadan geçtiği söylenmişti, burada insanın durmadan koştuğu söyleniyor. İkisi birlikte, nötr bir konumun olmadığını kuruyor.
Kök: ش-ت-ت. Anlamı dağılmak, ayrılmak, parçalanmak. Şette'ş-şey'ü — bir şey dağıldı, birbirinden ayrıldı.
"Onları birlik sanırsın, oysa kalpleri darmadağınıktır" (Haşr 59/14). Bu ayet Leyl 92/4'ün mükemmel eşlikçisi: dıştan tek görünen, içten ayrı.
"Çeşit çeşit (şettâ) bitkilerden çiftler çıkardık" (Tâhâ 20/53).
Arapçada tekil bir öznenin çoğul haber alması olağan değildir. Buradaki uyumsuzluk kasıtlıdır ve şöyle açıklanır: sa'y kelimesi masdar olduğu için hem tek hem çok anlamına gelebilir; "sizin çabanız" ifadesi, muhatapların her birinin çabasını kapsar, dolayısıyla anlamca çoğuldur.
Ama tercihin ürettiği etki daha ilginç: cümle, "çaba"yı tek bir şey gibi kurup sonra onu parçalıyor. Önce "sizin çabanız" diye birleştiriyor, sonra "dağınıktır" diye ayırıyor. Türkçeye tam çevrilemeyen bir gerilim: hepiniz koşuyorsunuz, ama aynı yöne değil.
Bu kısa cümle, sûrenin geri kalanının programını koyuyor. Bundan sonraki on yedi ayet, o "dağınıklığın" ne olduğunu gösterecek — ve göstereceği şey, sonsuz sayıda yön değil, iki yön.
Cevap ayetin kendisinde: şettâ çokluğu değil ayrılığı anlatır. Kelimenin altındaki fikir dağılmadır, çeşitlilik değil. Ve dağılan bir şey iki parçaya da ayrılabilir, yüz parçaya da. Sûre, yüzlerce farklı yaşama biçiminin sonuçta iki bakiyeye indiğini söylüyor.