وَمَا لِأَحَدٍ عِندَهُۥ مِن نِّعْمَةٍ تُجْزَىٰٓ إِلَّا ٱبْتِغَآءَ وَجْهِ رَبِّهِ ٱلْأَعْلَىٰ
Ve mâ li-ehadin indehû min ni'metin tüczâ İlle'btiğâe vechi Rabbihi'l-a'lâ "Onun yanında hiç kimsenin karşılığı ödenecek bir nimeti yoktur — sadece yüce Rabbinin rızasını arayarak (verir)."
Yani: bu adam kimseye borçlu değil. Verdiği kişi ona daha önce bir iyilik yapmamış. Ödediği bir hesap yok.
- لِأَحَدٍ — "hiç kimsenin". Ehad — bir, tek; olumsuz cümlede "hiç kimse". (Bu kelime İhlâs sûresinde ayrıntılı işlendi.)
- عِندَهُ — "onun yanında/nezdinde". Yükümlülüğün adresi.
- مِن نِّعْمَةٍ — "bir nimet". Baştaki مِنْ zâid (pekiştirme) harfidir; olumsuzluğu genelleştirir: "hiçbir nimet".
- تُجْزَىٰ — "karşılığı ödenecek". Kök ج-ز-ي: karşılık vermek, ödemek. Aynı kökten cezâ (karşılık — hem iyi hem kötü için).
إِلَّا ile gelen istisna, dilcilerin munkatı' (kesik) dediği türdendir: istisna edilen şey, istisna edildiği kümenin cinsinden değildir.
Yani cümle şunu demiyor: "kimsenin nimeti yok, sadece Rabbinin rızasının nimeti var". Şunu diyor: "ödemesi gereken bir borç yok; aksine sadece Rabbinin rızasını arıyor."
Ayetin çizdiği sınırı görmek için, bir verme fiilinin arkasında olabilecek sebepleri saymak gerekiyor:
1. Borç ödeme — daha önce ondan bir iyilik görülmüştür. 2. Yatırım — ileride ondan bir şey beklenmektedir. 3. İtibar — görülmek, iyi bilinmek. 4. Rahatlama — suçluluk duygusundan kurtulmak. 5. Zorunluluk — sosyal baskı, aile, gelenek.
Ayet birinci maddeyi açıkça eliyor: "karşılığı ödenecek bir nimeti yoktur." Ve kalanların hepsini tek bir olumlu ifadeyle kapatıyor: إِلَّا ٱبْتِغَآءَ وَجْهِ رَبِّهِ — sadece Rabbinin yüzünü arayarak.
Kök: ب-غ-ي. Asıl anlamı istemek, aramak, peşine düşmek. Bağy — istemek; kelimenin bir de "haddi aşmak, zulmetmek" anlamı vardır (aşırı isteme).
VIII. bab (ibtiğâ) — çabayla aramak, talep etmek. Kur'an'da sık: "Allah'ın lütfundan arayın" (Cum'a 62/10).
"Allah'ın yüzünü aramak" ifadesi Kur'an'da tekrar eder: "Rablerinin yüzünü isteyerek sabredenler" (Ra'd 13/22); "Biz sizi ancak Allah'ın yüzü için doyuruyoruz; sizden ne bir karşılık ne bir teşekkür istiyoruz" (İnsân 76/9).
Bu son ayet Leyl 92/19-20'nin en yakın eşidir ve aynı şeyi söyler: karşılık da istemiyoruz, teşekkür de.
İfadenin anlamı üzerine. Sıfatlar konusundaki kelâmî tartışmalara girmeden şunu söylemek yeterli: "vech" burada yöneliş bildiriyor. Bir işi "birinin yüzü için" yapmak, o işte o kişiden başka bir muhatap aramamak demektir. Arapçada bu kullanım yaygındır ve teşbih (benzetme) gerektirmez.
Kök: ع-ل-و. Yükseklik. Ve yine ism-i tafdîl — sûrenin üçüncü tafdîl kalıbı (el-eşkâ, el-etkâ, el-a'lâ).
Sıfatın buraya konması boşuna değil. Ayet, verme sebeplerini sayarken bir hiyerarşi kuruyor: insanlar bir şey verirken kimin yüzüne bakarlar? Verdikleri kişiye, çevreye, kendilerine. Ayet, bakılacak tek yüzü belirtiyor ve onu en yukarıya koyuyor.
Ve şu var: a'lâ (en yüce), sûrenin başındaki şettâ (dağınık) kelimesinin karşıtı gibi duruyor. Çabalar dağınıktı — çünkü herkes farklı bir yöne bakıyordu. Burada tek bir yön gösteriliyor. Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum.