وَٱلَّيْلِ إِذَا يَغْشَىٰ
Şems sûresinde aynı fiil geçmişti: "ve'l-leyli izâ yağşâhâ" (91/4) — "onu örttüğü zaman". Orada bir nesne vardı: هَا. Burada yok. Sadece يَغْشَىٰ — "örttüğü zaman".
Bu, tercümede kaybolan ama anlamı doğrudan etkileyen bir fark. Arapçada geçişli bir fiilin nesnesi düşürüldüğünde fiil genelleşir: iş, belirli bir nesneye değil, her şeye yapılır hale gelir.
Şems'te gece bir şeyi örtüyordu (güneşi, yeryüzünü, karanlığı — mercii tartışmalıydı). Leyl'de gece örtüyor, nokta. Neyi? Ne varsa.
| Şems 91/3-4 | Leyl 92/1-2 | |
|---|---|---|
| Gündüz | cellâhâ — onu açığa çıkardı (geçişli, nesneli) | tecellâ — kendisi ortaya çıktı (dönüşlü, nesnesiz) |
| Gece | yağşâhâ — onu örttü (nesneli) | yağşâ — örttü (nesnesiz) |
Şems bir nesneye işaret ediyor — çünkü Şems'in konusu belirli bir şeydir: nefis. Leyl işaret etmiyor — çünkü Leyl'in konusu bir ayrımdır, bir nesne değil.
Şems bahsinde işlenen ayrım burada da korunuyor: gece muzâri ile (yağşâ — örtüyor), gündüz mâzî ile (tecellâ — ortaya çıktı) geliyor. İki sûrede de aynı. Muzâri süreklilik ve yenilenme, mâzî tamamlanmışlık bildirir.
Kur'an'ın her yerinde geçerli bir kural olmadığını Şems bahsinde belirtmiştim (Duhâ 93/2 ve Tekvîr 81/17'de gece mâzî ile gelir). Ama bu iki sûrede tutarlı olması, tercihin bilinçli olduğunu düşündürüyor.
Kök ğ-ş-y — örtmek, kaplamak, üstüne gelip bürümek — Şems 91/4'te ele alındı; türevleri (ğışâve, ğâşiye) orada verildi. Buraya eklenecek bir şey var:
Kur'an bu kökü, gecenin örtmesi dışında, korkunun ve bilinç kaybının kaplaması için de kullanır: "Üzerlerine ölüm baygınlığı çökmüş gibi" (Ahzâb 33/19; Muhammed 47/20'de benzer). Yani örtmek, sadece görüntüyü kapatmak değil; algıyı kapatmak anlamına da geliyor.
Bu, sûrenin ilerideki muhtevasıyla ilişkili. Sekizinci ayette anlatılacak olan kişi — cimrilik eden ve kendini muhtaç görmeyen — bir şeyi görmüyor: kendi durumunu. Gecenin örtmesi, o körlüğün resmi olarak okunabilir. Bunu bir yorum imkânı olarak kaydediyorum, ayetin kesin kastı olarak değil.