فَكَذَّبُوهُ فَعَقَرُوهَا فَدَمْدَمَ عَلَيْهِمْ رَبُّهُم بِذَنۢبِهِمْ فَسَوَّىٰهَا
Fe-kezzebûhu fe-akarûhâ fe-demdeme aleyhim Rabbuhüm bi-zenbihim fe-sevvâhâ "Onu yalanladılar ve onu kestiler. Rableri de günahları sebebiyle üzerlerine çöktü ve orayı dümdüz etti."
Ayet, sebep-sonuç zincirini tek nefeste veriyor. Ve zincirin ilk iki halkası insana, son iki halkası Allah'a ait. Simetri düzgün: iki fiil onlar yaptı, iki fiil onlara yapıldı.
Bir de ses meselesi var: dört fiilin dördü de aynı vezinde ve fe ile başlıyor. Ayet okunduğunda bir hızlanma duyuluyor. Sûrenin en uzun ayeti, aynı zamanda en hızlı okunan ayeti.
Akara'l-be'îra — devenin ayak damarlarını/sinirlerini kesmek. Bu, deveyi doğrudan öldürmek değildir; onu yere düşürmek için yapılan bir iştir. Büyük bir hayvan ayaktayken kesilemez; önce bacağı sakatlanır, hayvan çöker, sonra boğazlanır.
Kısırlık anlamı burada bir yan bilgi değil. Kesilen şey dişi bir deveydi — üreyen, süt veren, çoğalan bir varlık. Onu kesen fiilin kökü, aynı zamanda "kısır" demek. Semûd'un yaptığı iş, kelimenin kendi içinde, üremenin durdurulması olarak kayıtlı.
Ve bu, sûrenin ilk yarısındaki dessâ (gömmek) fiiliyle aynı yere bakıyor: ikisi de büyüyecek olanı büyümekten alıkoymak. Nefsini gömen kişi ile deveyi kesen kavim, aynı işi farklı ölçeklerde yapıyor.
Sözlükler kökü şöyle verir: demme'ş-şey'e — bir şeyin üstünü sıvamak, örtmek, kaplamak. Bir kuyunun ya da mezarın üstünü toprakla kapatmak bu fiille anlatılır. Demdeme ise ikilenmiş biçimdir ve Arapçada ikileme şiddet ve tekrar bildirir: kat kat örtmek, üstüne üstüne yığmak, tamamen kaplayıp yok etmek.
Kelimeye verilen anlamlar bu çerçevede toplanır: üzerlerine çöktü, üstlerini kapadı, hepsini birden kuşatıp yok etti.
Burada bir örtüşme var ve kaydetmeye değer: demdeme, örtmek demek. Sûrenin dördüncü ayetinde gece için yağşâ (örttü) denmişti; onuncu ayette nefsini gömen için dessâ denmişti. Şimdi helâk için demdeme deniyor. Üç ayrı kök, tek bir fikir: üstünü kapatmak.
Ve sıralama düşündürücü — bunu kendi okumam olarak yazıyorum: kendi nefsini örten kavmin üstü örtülüyor. Yaptıkları iş, kendilerine yapılıyor. Ceza, fiilin kendisinin büyütülmüş hali.
Kök: ذ-ن-ب. Ve bu kökün somut anlamı ilgi çekici: ذَنَب (zeneb) — kuyruk. Zenûb — kuyruk kısmı; istezneb — birinin peşine takıldı.
Zenb (günah) kelimesinin bu kökten gelmesi şöyle açıklanır: günah, arkasından bir şey sürükleyen fiildir. Kuyruğu vardır; peşi vardır. Yapılıp biten bir şey değil, ardından sonuç çeken bir şey.
Ayet tam da bunu söylüyor: bi-zenbihim — günahları sebebiyle. Bâ harfi burada sebebiyyedir. Helâk, keyfî bir ceza değil; fiilin kuyruğu.
Tekil gelmesi. Kelime zünûbihim (günahları) değil, zenbihim (günahları/günahı) — tekil. Cins bildiren tekil kullanımı olabilir; ama bir okuyuşa göre kastedilen tek bir günahtır: deveyi kesmek. Bu okuyuş metne uyuyor, çünkü ayet zaten o fiili anmıştı.
Ve bir günahın bir kavmi silmeye yetmesi, o günahın niteliği hakkında bir şey söylüyor. Kesilen bir hayvan değildi; verilen bir sözdü.
سَوَّى. Yedinci ayette geçmişti: "ve nefsin ve mâ sevvâhâ" — "onu düzenleyene andolsun". Şimdi aynı fiil, aynı kalıpta, aynı zamirle bir daha geliyor.
| Ayet | Fiil | Nesne | Anlam |
|---|---|---|---|
| 91/7 | sevvâhâ | Nefis | Parçalarını dengeye getirdi, tam ve uygun hale getirdi |
| 91/14 | sevvâhâ | Yurtları / kendileri | Yerle bir etti, dümdüz etti |
Bir yapıyı kurarken de yıkarken de aynı fiil kullanılıyor, çünkü ikisi de "düzleştirme"dir: birinde parçalar birbirine denk gelecek şekilde düzenlenir, diğerinde her şey yerle denk hale getirilir.
Bunun sûre içindeki işlevi: sûre, insanı dengeleyen kudretin, dengeyi bozanı dümdüz eden kudretle aynı olduğunu söylüyor. Veren ile alan aynı. Yedinci ayetteki sevvâ bir lütuftur; on dördüncüdeki sevvâ bir hükümdür; ve ikisi arasında bir çelişki yok — aynı düzen ilkesinin iki yüzü.
Kur'an aynı fiili kıyamet tasvirinde de kullanır: "O gün… yeryüzü ile bir olmayı (tüsevvâ bihimü'l-ard) isterler" (Nisâ 4/42). Yine düzleşme.
| Görüş | Anlam | Gerekçe |
|---|---|---|
| Yurtlarına / şehirlerine | Yurtlarını yerle bir etti | Sevvâ fiilinin "düzleştirmek" anlamına en uygun nesne bir mekândır; ayrıca "üzerlerine" ifadesi bir yerleşim yerini çağrıştırır |
| Kavme (topluluğa) | Hepsini eşitledi — büyük küçük, kadın erkek ayırmadan aynı akıbete uğrattı | Sevvâ'nın "eşit kılmak" anlamı; azabın kimseyi ayırmaması |
| Deveye / ümmete | Az bulunan bir görüş | Zayıf |
İlk iki görüş de metne uyuyor ve birbirini dışlamıyor. İkinci görüşün ayrı bir gücü var: eşitleme, ilk okuyuşta lütuf (nefsin dengelenmesi), ikincisinde hüküm (herkesin aynı akıbete konması) demek oluyor. Ve bu, on ikinci ayetteki tekil fâil meselesini kapatıyor: fiili bir kişi yaptı, ama sonuç herkesi eşitledi.