وَٱلشَّمْسِ وَضُحَىٰهَا
Kök ş-m-s. Kelime Arapçada müennes (dişil) sayılır; sûre boyunca gelen bütün هَا zamirlerinin ilk mercii budur.
Kur'an'da güneş yaklaşık otuz yerde geçer ve neredeyse her seferinde düzen ve ölçü bağlamındadır: "Güneş ve ay bir hesapla (hüsbân) hareket eder" (Rahmân 55/5); "Güneşi ışık, ayı nur kılan… yılların sayısını ve hesabı bilesiniz diye ona menziller takdir eden O'dur" (Yûnus 10/5). Güneş, Kur'an'ın tabiat tasvirinde bir sıcaklık ya da güzellik unsuru değil; öncelikle bir saattir.
Buna karşılık güneş, Kur'an'ın tapınma yasağı koyduğu nesnelerden biridir: "Güneşe de aya da secde etmeyin; onları yaratan Allah'a secde edin" (Fussilet 41/37). Sebe kıssasında bir kavmin güneşe secde ettiği anlatılır (Neml 27/24). Yani güneşe yemin edilirken, aynı güneşe tapınmanın yasaklandığı bir kültürel zeminde konuşuluyor. Yemin bir yüceltmedir ama tapınmanın kapısını kapatır: yemin eden ile yemin edilen arasındaki fark, tam da yaratan ile yaratılan arasındaki farktır.
Kök: ض-ح-و. Somut anlamı güneşe açık olmak, güneşin altında bulunmak. Dahâ, gölgenin kalkıp bir yerin ışığa açılmasıdır. Aynı kökten ادَّاحَى/ضَاحِيَة — açıkta, gölgesiz kalan yer.
Kur'an'da bu anlam çıplak halde bir kez geçiyor: cennet tarifinde "orada acıkmaz ve çıplak kalmazsın; orada susamaz ve güneşte kalmazsın (lâ tadhâ)" (Tâhâ 20/118-119). Buradaki fiil, doğrudan "güneşin altında kavrulmak" demektir. Yani kökün altında ışığın hoşluğu değil, ışığın çıplaklığı var: örtüsüz kalmak.
Zaman adı olarak duhâ, güneşin yükselip ışığın tam yayıldığı kuşluk vaktidir — sabahın erken belirsizliği geçmiş, öğlenin dikliği henüz gelmemiştir. Gölgelerin kısaldığı, her şeyin en net göründüğü saat.
Peki neden "güneş ve kuşluğu"? Güneşe yemin edildikten sonra ayrıca kuşluğuna yemin edilmesi ilk bakışta fazlalık gibi durur. Değil. Güneş cisimdir; kuşluk o cismin işinin sonucudur. Yemin, hem kaynağa hem kaynağın ürettiği duruma yapılıyor. Bu, sûrenin ilerideki mantığının ilk örneği: bir şey ile o şeyin açığa çıkardığı hâl birlikte anılıyor.
Bir de şu var: sûre "açığa çıkarma" temasını daha ilk ayette kuruyor. Duhâ, örtünün kalktığı vakittir. On ayet sonra kurtuluş zekkâhâ (arındırıp büyüttü, açığa çıkardı) ile, kayıp ise dessâhâ (gömdü, sakladı) ile tarif edilecek. Sûre, ilk kelimesinden itibaren açıkta olmakla gizlenmek arasındaki gerilimi taşıyor.