وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا ٱلْعَقَبَةُ
Bu kalıp Kur'an'da yaklaşık on üç yerde geçer ve daima aynı işi yapar: bir kelime söylenir, sonra durulur, sonra tarif edilir. Hümeze sûresinde işlendi (ve mâ edrâke me'l-hutame), Kadr, Kâria, Hâkka gibi sûrelerde de aynı yapı vardır.
Kalıbın işlevi bir duraklama yaratmaktır. Anlatı akarken kesilir; muhatabın dikkati toplanır; sonra tarif gelir. Sözlü bir metin için bu, dinleyiciyi hazırlama tekniğidir.
Kök: د-ر-ي. Bir şeyi araştırarak, iz sürerek bilmek. Dirâyet — kavrayış. Fiilin ettirgeni edrâ — bildirdi.
Kur'an'da tutarlı bir ayrım: mâ edrâke (sana ne bildirdi — geçmiş zaman) kalıbı, arkasından açıklama gelen yerlerde kullanılır. Mâ yüdrîke (sana ne bildirir — geniş zaman) kalıbı ise arkasından açıklama gelmeyen, bilginin insana kapalı bırakıldığı yerlerde kullanılır (örneğin kıyamet vakti hakkında: Ahzâb 33/63, "Sana ne bildirir? Belki de kıyamet yakındır").
Bu ayrım klasik tefsirlerde kaydedilmiştir ve Kur'an'ın kendi içinde tutarlıdır. Burada edrâke kullanılıyor — yani açıklama gelecek. Nitekim bir sonraki ayet tarifi başlatır.
Bir noktayı görmek gerekiyor: soru, bilinmeyen bir şey hakkında değil. Akabe kelimesi Arapça bilen herkesin bildiği bir kelimedir; sarp yokuş ne demek olduğu açıktır.
Cevap, sorunun neyi hedeflediğindedir. Sorulan şey kelimenin sözlük anlamı değil, o yokuşun neye karşılık geldiğidir. Ve muhatabın bu konudaki tahmini muhtemelen yanlıştır.
Çünkü "sarp yokuş" denince akla gelen şeyler bellidir: uzun ibadetler, gece namazları, oruçlar, çile, uzlet, kendini kısıtlama. Zorluk denince dinî hayatta akla gelen şey daima budur.