لَآ أُقْسِمُ بِهَٰذَا ٱلْبَلَدِ
Cümlenin harfi harfine karşılığı şudur: "Yemin etmiyorum bu beldeye." Ama neredeyse bütün çeviriler bunu "yemin ederim" diye verir. Sebebi, baştaki lâ'nın ne yaptığı üzerindeki tartışmadır.
- "Hayır, kıyamet gününe yemin ederim; ve hayır, kendini kınayan nefse yemin ederim" (Kıyâme 75/1-2)
- "Hayır, yıldızların yerlerine yemin ederim" (Vâkıa 56/75)
- "Sizin gördüklerinize ve görmediklerinize yemin ederim" (Hâkka 69/38-39)
- "Doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim" (Meâric 70/40)
- "Hayır, sinip gizlenen yıldızlara yemin ederim" (Tekvîr 81/15)
- "Şafağa yemin ederim" (İnşikâk 84/16)
- Ve burada, Beled 90/1
Yani bu tek bir yerde karşılaşılan bir tuhaflık değil, Kur'an'da yerleşik bir kalıptır. Bu, "bir istinsah hatasıdır" ya da "tesadüfî bir kullanımdır" demeyi imkânsız kılar.
| Görüş | Ne diyor | Dayanağı | Zayıf tarafı |
|---|---|---|---|
| Zâide (fazladan) lâ | Lâ anlam taşımaz, sadece cümleyi pekiştirir. Arapçada olumsuzluk edatının pekiştirme için kullanıldığı başka örnekler vardır | Kalıbın Kur'an'daki yaygınlığı; başka bir açıklamaya ihtiyaç bırakmaması | "Zâide" demek, bir harfin işlevsiz olduğunu kabul etmektir; Kur'an dilinde bu açıklamaya temkinli yaklaşmak gerekir |
| Önceki söze red | Lâ, muhatabın söylediği bir şeyi reddediyor: "Hayır, öyle değil — şuna yemin ederim ki…" | Kıyâme ve Tekvîr'de bağlam bir itiraza cevap verir gibidir; Kur'an'ın canlı bir tartışma içinde inmesi | Beled sûresi bir tartışmanın ortasında başlamıyor; reddedilen söz metinde görünmüyor |
| Yeminin büyütülmesi (nefy-i kasem) | "Yemin etmiyorum" demek, "bu o kadar açık ki yemine bile gerek yok" demektir | Arapçada bilinen bir üslup: bir şeyin bariz olduğunu söylemek için onu ispatlamayı reddetmek | Bu okuma cümlenin devamıyla gerilim yaratır — çünkü yemin fiilen ediliyor |
| "Elâ"nın kısalmış hali | Baştaki lâ, dikkat çekme edatı elâ'nın bir biçimidir: "Dikkat! Yemin ederim ki…" | Ses yakınlığı | Yazımda karşılığı yok; zayıf bulunmuştur |
Değerlendirmem — bağlayıcı değildir: Birinci ve üçüncü görüş, pratikte aynı yere çıkıyor ve ikisi de metni bozmadan okumayı sağlıyor. Kanaatimce üçüncü okuma dilin ruhuna daha yakındır ve şu sebeple: bir şeye yemin etmeyi reddetmek, o şeyi yemin gerektirmeyecek kadar açık saymaktır. Türkçede de benzerini yaparız: "Yemin etmeye gerek yok, ortada." Cümle bu tonda okunduğunda hem lâ işlevsiz kalmaz hem yemin geçerliliğini korur.
Yine de dürüst olmak gerekir: bu görüşlerin hiçbiri kesin değildir ve tartışma klasik dönemden beri kapanmamıştır. Çeviriye yansıyan sonuç ("yemin ederim") her üç okumada da aynıdır; ayrılık tonun nasıl kurulduğundadır.
Beled kökünün tahlili Tîn sûresinde yapıldı (b-l-d: sınırları belli olan yerleşim yeri) ve hâzâ işaret zamirinin işlevi hem orada hem Kureyş sûresinde işlendi: delili muhatabın gözünün önünden çıkarmak.
Burada Tîn'den bir fark var ve önemli. Tîn'de şehir bir sıfat alıyordu: el-emîn. Burada almıyor. Şehir çıplak bırakılıyor: hâze'l-beled — sadece "bu belde".
Bu boşluk bir sonraki ayette dolduruluyor, ama beklenen sıfatla değil. Şehir hakkında söylenen şey güvenliği değil, Peygamber'in oradaki durumu oluyor.