وَيَحْلِفُونَ بِٱللَّهِ إِنَّهُمْ لَمِنكُمْ وَمَا هُم مِّنكُمْ وَلَٰكِنَّهُمْ قَوْمٌ يَفْرَقُونَ
Ve yahlifûne billâhi innehüm leminküm ve mâ hüm minküm ve lâkinnehüm kavmün yefrakūn · Lev yecidûne melceen ev meğârâtin ev müddehalen levellev ileyhi ve hüm yecmehûn · Ve minhüm men yelmizüke fi's-sadakāt; fe-in u'tū minhâ radū ve in lem yu'tav minhâ izâ hüm yesnatūn · Ve lev ennehüm radū mâ âtâhümüllâhu ve rasûlühû ve kālû hasbünallâhu seyü'tîna'llâhu min fadlihî ve rasûlühû innâ ilallâhi râğıbûn
"Sizden olduklarına dair Allah'a yemin ederler; oysa onlar sizden değildir — fakat onlar korkak bir topluluktur. · Bir sığınak, bir mağara ya da girilecek bir delik bulsalardı, koşarak oraya yönelirlerdi. · Onlardan, sadakalar konusunda seni ayıplayanlar vardır. Kendilerine verilirse hoşnut olurlar, verilmezse hemen öfkelenirler. · Allah'ın ve Resulünün onlara verdiğine razı olup 'Allah bize yeter; Allah ve Resulü lütfundan bize verecektir; biz Allah'a rağbet ederiz' deselerdi…"
Kök Furkān 25/1'de ve Enfâl 8/29'da işlendi (ayırmak, ayırt etmek). Burada fiil başka bir anlamdadır: farak — korku.
Dilciler bu anlamı kökün "ayrılma" fikrine bağlar: korkunun kişiyi yerinden ayırması, dağıtması. Bu türetmeyi dilcilerin verdiği şekliyle aktarıyorum, kesin bir dille değil.
| Kelime | Kök | Anlam |
|---|---|---|
| مَلْجَأ | ل-ج-أ | Sığınak — insanın barındığı yer |
| مَغَٰرَٰت | غ-و-ر | Mağaralar — doğal oyuk |
| مُدَّخَل | د-خ-ل | Girilecek delik — sadece sığılan yer |
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı üç kelimenin sırasıdır: liste, barınaktan deliğe doğru iniyor. Ve lâ melcee minallâhi illâ ileyh ifadesi sûrenin 118. ayetinde tekrar gelecek — orada aynı kelime bambaşka bir yerde duracaktır.
يَجْمَحُونَ — ج-م-ح kökü: atın gem tanımayıp başını alıp gitmesi. Dilciler kelimeyi dizginlenemeyen hayvan için kullanır.
Bunu bir dil gözlemi olarak kaydediyorum: kaçış, dizginlenemeyen bir koşu olarak resmediliyor — kontrolün kişide olmadığı bir hareket.
Kök Hümeze'de sûre adı vesilesiyle ayrıntılı çözümlendi (hümeze-lümeze) ve orada kaydedilmişti: "iki kelimenin ortak zemini fiilin kendisidir — birini küçültmek — ve fark, o fiilin araçlarındadır." Oraya dayanıyorum ve tekrarlamıyorum.
Aynı kök sûrenin 79. ayetinde tekrar geçecek (ellezîne yelmizûne'l-muttavviîne) ve orada karşılaştırılacaktır.
Ve dizim kaydedilmelidir: ayette radū (hoşnut oldular) ve yesnatūn (öfkelenirler) karşı karşıya konuyor. Ve ölçü açıkça söyleniyor: in u'tū minhâ / ve in lem yu'tav minhâ — verilip verilmemesi.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum: ayet, hoşnutluğun neye bağlandığını teşhis ediyor. Ve elli dokuzuncu ayet, olması gerekeni aynı kelimeyle söylüyor: ve lev ennehüm radū mâ âtâhümüllâh — rıza, verilene bağlanıyor.
ر-غ-ب kökü: bir şeye yönelmek, istemek; ve kökün somut anlamı olarak rağbet, "genişlik" fikrini taşır — dilciler rağîbi "geniş" anlamında kaydeder.