إِنَّمَا ٱلنَّسِىٓءُ زِيَادَةٌ فِى ٱلْكُفْرِ
İnneme'n-nesîü ziyâdetün fi'l-küfri yudallü bihi'llezîne keferû yühıllûnehû âmen ve yuharrimûnehû âmen li-yuvâtiû iddete mâ harramallâhu fe-yuhıllû mâ harramallâh; züyyine lehüm sûü a'mâlihim; vallâhu lâ yehdi'l-kavme'l-kâfirîn
"Nesî', küfürde bir artıştır; inkâr edenler onunla saptırılır. Onu bir yıl helâl, bir yıl haram sayarlar — Allah'ın haram kıldığının sayısına denk düşürmek ve böylece Allah'ın haram kıldığını helâl kılmak için. Kötü işleri kendilerine süslü gösterildi. Allah, inkârcı topluluğu doğru yola iletmez."
| Türev | Anlam |
|---|---|
| نَسَأَ (nese'e) | Erteledi, geciktirdi |
| نَسِيئَة (nesîe) | Vadeli satış — bedeli sonraya bırakılan |
| نَسِىٓء (nesî') | Erteleme; ertelenen şey |
| مُنْسَأَة (minseet) | Dayanak, asâ — Sebe' 34/14'te geçti |
Sebe''de kök işlendi; oraya dayanıyorum.
Kelimenin kalıbı üzerinde durulmalıdır: fa'îl kalıbı hem ism-i fâil (erteleyen) hem ism-i mef'ûl (ertelenen) anlamı taşıyabilir. Dilciler burada her iki okumayı da kaydeder.
- Bir şeyi bir yıl helâl, bir yıl haram sayıyorlardı (yühıllûnehû âmen ve yuharrimûnehû âmen).
- Amaç, sayıya denk düşürmekti (li-yuvâtiû iddete mâ harramallâh) — yani dört sayısı korunuyordu.
- Sonuç, haram kılınanın helâl kılınmasıydı.
Klasik kaynaklarda bu uygulamanın tarihî arka planı hakkında şunlar nakledilir — iddiasız aktarıyorum ve hiçbirini kesin bilgi olarak sunmuyorum:
Cahiliye döneminde haram ayların savaşı engellemesi sebebiyle, bir haram ayın yerine başka bir ay konduğu; bunun bir yıl geciktirme, ertesi yıl yerine koyma şeklinde yapıldığı; böylece haram ayların sayısı korunurken yerlerinin kaydırıldığı nakledilir. Uygulamanın ay takvimi ile mevsimler arasındaki kaymayı düzeltmeye yönelik bir ekleme (intercalation) olduğu da söylenmiştir. Kaynaklar ayrıntıda birbirinden ayrılır ve bu tefsirde hiçbir ayrıntı ayetin anlamının şartı yapılmamıştır.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı li-yuvâtiû iddete ifadesidir: ayet, sayının korunduğunu kendisi söylüyor. Yani eleştirilen şey, sayının bozulması değil — sayı korunurken içeriğin boşaltılması.
Biçim yerinde duruyor, iş görmüyor. Ve bu, dizinde işlenen bir hatta bağlanır: Enfâl 8/35'te mükâ' ve tasdiye işlenirken kaydedilmişti: "ayet, salât kelimesini kullanıp içeriğini boşaltıyor — yani biçim var, karşılığı yok." Ve Bakara 2/42'de (bâtıla hak elbisesi giydirme) aynı işleyiş vardı. Oraya dayanıyorum.
Ve ziyâdetün fi'l-küfr ifadesi kaydedilmelidir: kelime "küfür" değil, "küfürde artış". Yani ayet, uygulamayı yeni bir kategori olarak değil, var olanın üstüne eklenen bir kat olarak adlandırıyor.
Fiil meçhul geliyor: züyyine. Enfâl 8/48'de bu farkın kaydı yapılmıştı: aynı fiil bir yerde etken ve faili söylenerek (zeyyene lehümü'ş-şeytân), bir yerde meçhul geliyor. Fâtır (Melâike) 35/8 ve Ğâfir (Mü'min) 40/37'de de meçhuldü. Oraya dayanıyorum; burada da meçhuldür.