ٱتَّخَذُوٓا۟ أَحْبَارَهُمْ وَرُهْبَٰنَهُمْ أَرْبَابًا مِّن دُونِ ٱللَّهِ وَٱلْمَسِيحَ ٱبْنَ مَرْيَمَ
İttehazû ahbârahüm ve ruhbânehüm erbâben min dûnillâhi ve'l-mesîhabne Meryem; ve mâ ümirû illâ li-ya'budû ilâhen vâhıdâ; lâ ilâhe illâ hû; sübhânehû ammâ yüşrikûn
"Hahamlarını ve rahiplerini, bir de Meryem oğlu Mesih'i Allah'tan başka rabler edindiler. Oysa onlara, yalnız tek bir ilâha kulluk etmeleri emredilmişti. O'ndan başka ilâh yoktur; O, ortak koştuklarından uzaktır."
أَحْبَار — tekili habr ya da hibr. Kök ح-ب-ر: güzelleştirmek, süslemek; ve mürekkep (hibr). Dilciler kelimenin din âlimi için kullanıldığını ve yazıyla/mürekkeple ilişkisinden geldiğinin söylendiğini kaydeder. Bu türetmeyi kesin olarak vermiyorum.
رُهْبَان — kök ر-ه-ب: korku, sakınma. Rehbet — saygıyla karışık korku. Râhib — korkan; kelimenin dünyadan çekilip ibadete kapanan kişi anlamı buradan gelir.
Yaygın olarak nakledilen izah şudur: buradaki "rab edinme", onlara secde etmek ya da ilâh olduklarına inanmak değildir. Kastedilen, helâl ve haram belirleme yetkisinin onlara verilmesidir — yani onların helâl saydığını helâl, haram saydığını haram kabul etmek.
Bu izah, klasik tefsir geleneğinde yaygındır. Bir hadis rivayetine dayandırıldığı da nakledilir; rivayetin lafzını ve kaynağını kesin olarak veremediğim için nakletmiyorum. STYLE gereği: emin olmadığım bir sözü bir kaynağa nispet etmiyorum.
Ayetin kendi lafzından doğrulanabilen şudur ve bunu kendi okumam olarak kaydediyorum: cümlenin devamı ve mâ ümirû illâ li-ya'budû ilâhen vâhıdâ — "oysa onlara yalnız tek bir ilâha kulluk etmeleri emredilmişti." Yani ayet, yapılan şeyi ibadet alanında adlandırıyor. Ve ibâdet kelimesinin Kur'an'daki kapsamı, secdeden ibaret değildir.
Bir sınır daha, STYLE gereği: bu ayet, her din âliminin ya da her dinî otoritenin mahkûm edildiği bir ayet olarak okunamaz. Ayetin tarif ettiği şey bir fiildir: yetkinin yerinden edilmesi. Kim o fiili yaparsa tarife dahildir; bu, hiçbir topluluğa toptan bir hüküm kurmaz. Bunu STYLE'ın ilgili maddesine dayanarak kaydediyorum.