لَّقَد تَّابَ ٱللَّهُ عَلَى ٱلنَّبِىِّ وَٱلْمُهَٰجِرِينَ وَٱلْأَنصَارِ ٱلَّذِينَ ٱتَّبَعُوهُ فِى سَاعَةِ ٱلْعُسْرَةِ … وَعَلَى ٱلثَّلَٰثَةِ ٱلَّذِينَ خُلِّفُوا۟ حَتَّىٰٓ إِذَا ضَاقَتْ عَلَيْهِمُ ٱلْأَرْضُ بِمَا رَحُبَتْ وَضَاقَتْ عَلَيْهِمْ أَنفُسُهُمْ
"Andolsun ki Allah, güçlük saatinde Peygamber'e, muhacirlere ve ensara tövbe nasip etti… Geri bırakılan üç kişinin de tövbesini kabul etti: yeryüzü bütün genişliğine rağmen onlara dar gelmiş, kendi nefisleri de kendilerine dar gelmişti."
| Özne | İfade |
|---|---|
| el-Ard | Dâkat aleyhimü'l-ardu bimâ rahubet — genişliğine rağmen |
| Enfüsühüm | Ve dâkat aleyhim enfüsühüm — kendileri kendilerine |
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı bimâ rahubet kaydıdır: birinci daralma gerçek bir darlık değil — yer geniştir. Daralan, kişinin yerle ilişkisidir. Ve ikinci cümle bunu içeriye taşıyor: kişinin kendisiyle ilişkisi.
Ve Zümer 39/10, Ankebût 29/56 ve Nisâ 4/97'de yerin genişliği (ardullâhi vâsia) bir çıkış imkânı olarak işlenmişti. Tevbe'de aynı genişlik, çıkışın kalmadığı bir hâlin ölçüsü oluyor. İki kullanım karşılaştırılabilir ve bu, sûreler arası doğrulanabilir bir karşıtlıktır.
وَظَنُّوٓا۟ أَن لَّا مَلْجَأَ مِنَ ٱللَّهِ إِلَّآ إِلَيْهِ — "Allah'tan kaçıp sığınacak yerin yine ancak O olduğunu anladılar."
ثُمَّ تَابَ عَلَيْهِمْ لِيَتُوبُوٓا۟ — ve sıra kaydedilmeye değer: kabul, tövbeden önce anılıyor. Tâbe aleyhim li-yetûbû — "tövbe edebilsinler diye tövbelerini kabul etti." Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum.
STYLE gereği: bu ayetin arka planında anlatılan olay klasik kaynaklarda ayrıntılı olarak nakledilir. Bu tefsirde kişi adı verilmemekte ve rivayet aktarılmamaktadır; ayetin kendi verdiği çerçeveyle yetiniliyor.