9/101-106 — Üç grup ve askıda bırakılanlar
Ve mimmen havleküm mine'l-a'râbi münâfikūn ve min ehli'l-medîneti meradû ale'n-nifâk lâ ta'lemühüm nahnü na'lemühüm
"Çevrenizdeki bedevîlerden ve Medine halkından münafıklar vardır; münafıklıkta direnmişlerdir. Sen onları bilmezsin, biz biliriz."
مَرَدُوا۟ — kök م-ر-د: bir şeye alışıp katılaşmak, kabuk bağlamak. Dilciler kökün "tüysüz, çıplak" (emred) anlamıyla ilişkisini kaydeder: üzerinde tutunacak bir şey kalmaması.
Bunu dilcilerin verdiği şekliyle aktarıyorum ve şunu bir gözlem olarak ekliyorum: kelime, münafıklığı bir eylem değil bir yerleşiklik olarak tarif ediyor.
لَّا تَعْلَمُهُمْ نَحْنُ نَعْلَمُهُمْ — ve bilginin sınırı açıkça çiziliyor. Bu, sûrenin en dikkat çekici kayıtlarından biridir ve kendi okumam olarak veriyorum: sûre boyunca münafıklar uzun uzun anlatıldı; burada, onların tek tek kimler olduğunun bilinmediği söyleniyor. Yani tarif edilen bir vasıftır, tespit edilen bir liste değil.
Üçüncü bir grup: itiraf edenler. Ve tarifleri kaydedilmeye değer: haletû amelen sâlihan ve âhara seyyiâ — "iyi bir ameli başka bir kötüyle karıştırdılar."
خ-ل-ط kökü: karıştırmak. Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum: ayet onları iyi ya da kötü diye ayırmıyor — karışık olarak anıyor. Ve Zümer 39/2'de işlenen ihlâs (karışıktan ayıklama) kavramının tam karşıtı bir hâl tarif ediliyor.
خُذْ مِنْ أَمْوَٰلِهِمْ صَدَقَةً تُطَهِّرُهُمْ وَتُزَكِّيهِم بِهَا وَصَلِّ عَلَيْهِمْ إِنَّ صَلَوٰتَكَ سَكَنٌ لَّهُمْ (103)
Sekenün lehüm — "onlar için bir sükûnettir." س-ك-ن kökü Fetih 48/4'te (sekîne) ve En'âm 6/96'da (cealle'l-leyle sekenâ) işlendi. Oraya dayanıyorum.
Ve iki fiil kaydedilmelidir: tutahhiruhüm (temizler) ve tüzekkîhim (arıtıp artırır). ز-ك-و kökü hem temizlik hem büyüme bildirir.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı ayetin kendi ifadesidir: sûre, üç grubu sayarken üçüncüsü hakkında hüküm vermiyor. İmmâ … ve immâ — iki ihtimal açık bırakılıyor.
Ve bu, STYLE'da korunan tavırla örtüşüyor: bir metin, hakkında hüküm bulunmayan yeri boş bırakabiliyor. Sûre bunu kendi içinde uyguluyor — nitekim 101. ayette de lâ ta'lemühüm denmişti.