وَٱلَّيْلِ إِذَا يَسْرِ
Kök: س-ر-ي. Anlamı sadece "yürümek" değil: gece yol almak. Arapçada gündüz yürümek için başka fiiller vardır; serâ özellikle geceleyin yapılan yolculuktur.
Aynı kökten إسراء (isrâ) gelir ve Kur'an'da geçer: "Kulunu bir gece yürüten O'dur" (İsrâ 17/1). Fiil esrâ: geceleyin yürüttü.
Kelimenin bu özelliği, ayetteki tercihi anlamlı kılıyor: gece "geliyor" ya da "çöküyor" değil, yürüyor. Ve yürüyen bir şey, bir yerden bir yere gider; yolu vardır, sonu vardır.
Bu bir teşhis (kişileştirme) sanatı değildir — kelimenin kendi kullanımı böyledir, Arapçada gecenin serâ etmesi olağan bir ifadedir. Ama etkisi şudur: gece burada bir durum değil, bir yolcudur. Ve yolcu varacaktır.
Nereye varacağı da söylenmiş durumda: birinci ayete. Gecenin vardığı yer fecirdir. Sûrenin ilk ve dördüncü ayeti aynı olayın iki ucunu tutuyor — biri gecenin bittiği anı, öteki geceyi bitiren yürüyüşü.
Kur'an geceyi anarken tek bir fiil kullanmıyor. Kısa Mekkî sûrelerdeki dört ayrı yemin, dört ayrı görüntü veriyor:
| Ayet | Fiil | Ne söylüyor |
|---|---|---|
| Şems 91/4 | yağşâ-hâ — örtüyor | Gece bir örtüdür; üstüne gelip kapatır |
| Leyl 92/1 | yağşâ — örtüyor (nesnesiz) | Aynı fiil, nesnesi söylenmemiş |
| Duhâ 93/2 | secâ — durgunlaştı, dindi | Gece bir sükûndur; hareket durur |
| Tekvîr 81/17 | as'ase — geldi / sırtını döndü | Kelime hem gelmeyi hem gitmeyi anlatır (ezdâddan) |
| Fecr 89/4 | yesri — yürüyor | Gece bir yolcudur; yol alır ve varır |
Şems ve Leyl bahislerinde işlendiği gibi, ğ-ş-y kökü örtmeyi, kaplamayı, üstüne gelip bürümeyi anlatıyordu; orada gece aktif olarak üstüne çöken bir şeydi. Burada aynı gece, kendi yolunda giden bir şey.
Fark önemli. Örten gece kalıcı görünür — üstünüze çökmüş bir şeyin ne zaman kalkacağı belli değildir. Yürüyen gece ise geçicidir; yürüyen şey bir yerde durur.
Sûrenin muhtevası düşünüldüğünde bu tercih anlam kazanıyor: Fecr, helâk edilmiş kavimlerden ve sallanan bir insandan söz edecek. İkisi için de söylenen şey aynıdır — geçicidir. Gecenin yürüyor olması bu fikrin ilk kaydıdır. Bunu kendi okumam olarak sunuyorum.
Bu, Kur'an'da bilinen bir olgudur ve fasıla uyumu için yapılır: ayet sonu, önceki ve sonraki ayetlerin sesine uydurulur. Aynı hazif başka yerlerde de görülür — el-kebîru'l-müteâl (Ra'd 13/9), yevme yed'u'd-dâ' (Kamer 54/6) gibi.
Kıraatlerde kelimenin yâ ile de okunduğu nakledilir (yesrî). İki okuyuş arasında anlam farkı yoktur. Hangi okuyuşun hangi imama ait olduğunu kesin veremediğim için isim yazmıyorum.
Belâgat açısından bir gözlem eklemek istiyorum, kendi okumam olduğunu belirterek: kelimenin sonunun kesilmesi, anlattığı şeyle uyumludur. Gece yürüyor ve bitiyor; kelime de tamamlanmadan kesiliyor. Sesin muhtevayla birlikte hareket etmesi kısa Mekkî sûrelerde sık görülen bir şeydir; ama bunu bir mucize iddiası olarak değil, metnin biçim tercihinin tutarlılığı olarak kaydediyorum.
Bu, sûrenin bütün yeminlerinde görülen bir tavırdır ve Şems/Leyl sûrelerinde de aynıdır. Yemin nesneye değil, nesnenin belirli bir anına yapılıyor. Gecenin kendisi değil, gecenin yürümesi; sabahın kendisi değil, yarılması.
Sonuç şu: yemin edilen şey bir nesne değil, bir olay. Ve olayların ortak özelliği, olup bitmeleridir.