وَإِذَا ٱلْبِحَارُ فُجِّرَتْ
Tekili: بَحْر. Kök: ب-ح-ر. Dilcilerin verdiği asıl anlam genişlik ve derinliktir; bahara fiili "yarmak, genişletmek" anlamına da gelir. Deniz, yeryüzünde yarılmış geniş çukurdur.
Kelimenin karşıtı بَرّ (berr) — karadır, ve o da "genişlik" anlamındadır. İkisi Kur'an'da sık sık birlikte anılır: "Karanın ve denizin karanlıklarında…" (En'âm 6/97), "Karada ve denizde ne varsa bilir." (En'âm 6/59).
Burada, sûrenin ilerisine bakan bir lafız notu düşmek gerekiyor. Bu sûrenin 13. ayetinde الأبرار (ebrâr) kelimesi gelecek ve kökü ب-ر-رdir; Bakara bölümünde bu kökün asıl anlamının genişlik olduğu, aynı kökten berrin — denizin karşısındaki geniş kara — türediği kaydedilmişti. Yani sûrenin 3. ayetindeki bihâr ile 13. ayetindeki ebrâr, Arapçanın kendi sözlüğünde karşılıklı duran iki kelimenin akrabalarıdır.
Bunu bir delil değil, bir ses ve çağrışım gözlemi olarak kaydediyorum. Kökler ayrıdır (ب-ح-ر / ب-ر-ر) ve aralarında iştikak iddiası kurmuyorum. Sadece iki kelimenin Arapçada birbirinin karşısında durduğunu ve ikisinin de sûrede bulunduğunu not ediyorum.
Kök: ف-ج-ر. Bu kök Şems bölümünde ayrıntılı olarak ele alındı: somut anlamı yarmak, yarıp akıtmak, patlatarak fışkırtmaktır; fecr (gecenin yarılıp ışığın fışkırdığı an) ve fücûr (kişiyi tutan sınırın yırtılması) aynı kökten gelir.
- "Yeri de kaynaklar hâlinde yardık; sular takdir edilmiş bir iş üzerine birleşti." (Kamer 54/12). Nûh tûfanı: yerden fışkıran sular ile gökten inen sular birleşiyor.
- "İkisinin arasından bir ırmak fışkırttık." (Kehf 18/33).
- "Allah'ın kullarının içeceği bir pınar ki, onu fışkırtıp akıtırlar." (İnsân 76/6).
- "Bize yerden bir kaynak fışkırtmadıkça sana inanmayız." (İsrâ 17/90).
Kalıp: تفعيل (tef'îl). Fiil fecera değil fecceradır — şeddeli. Hümeze bölümünde işlendiği gibi bu bab teksîr bildirir: fiilin çokluğunu, yaygınlığını, tekrarını. Yani "bir yerinden yarıldı" değil, "her yerinden, defalarca yarıldı."
| Görüş | Ne demek | Dayanağı |
|---|---|---|
| Aradaki engel kalkıyor | Denizler arasındaki perde kaldırılıyor, hepsi tek bir su kütlesi hâline geliyor | Rahmân 55/19-20'de iki denizin arasında bir berzah olduğu ve birbirine karışmadığı söylenir. O engelin kalkması, düzenin bitmesidir |
| Yerden fışkıran sularla birleşiyor | Yer her yerinden yarılıp su fışkırıyor, denizler taşıyor | Kökün Kamer 54/12'deki kullanımı: tûfan sahnesi. Kıyamet, tûfanın evrensel ölçekte tekrarı gibi tarif edilmiş olur |
| Denizler yarılıp boşalıyor | Deniz yatağı yarılıyor, sular çekiliyor | Kökün "yarmak" anlamı; ayrıca Tekvîr 81/6'nın "sücciret" (tutuşturuldu / dolduruldu) fiiliyle birlikte okunması |
Birinci ve ikinci görüş birbirini dışlamıyor: ikisi de suyu tutan sınırın kalkmasını anlatıyor. Kanaatimce ayetin taşıdığı asıl bilgi budur ve hangi mekanizmanın kastedildiği kesinleştirilemez. Bu bir tercihtir, bağlayıcı değildir.
Rahmân 55/19-20'ye ayrıca değinmek gerekiyor, çünkü sûrenin mantığıyla doğrudan bağlantılıdır:
"İki denizi salıvermiştir, birbirlerine kavuşurlar. Aralarında bir engel vardır, birbirine geçmezler."
Ayet, dünyada işleyen bir sınır düzeninden söz eder. Ve aynı sûre birkaç ayet sonra terazinin konulmasından ve terazide taşkınlık yapılmamasından söz edecektir (Rahmân 55/7-9). Yani Rahmân sûresinde suyun sınırı ile ölçünün sınırı yan yana anılır. Bu bağ, bir sonraki sûrede — Mutaffifîn'de — merkezî hâle gelecek.
Şems bölümünde kaydedildiği gibi fâcir, "üstündeki örtüyü yarıp çıkan, kendisini tutan sınırı delen kişi"dir; fücûr bir eksiklik değil bir taşmadır — kabına sığmayan suyun seti yıkması gibi.
Sûre bu benzetmeyi gerçek suyla kuruyor: üçüncü ayette denizler setlerini yarıp taşıyor, on dördüncü ayette sınırını yarıp taşanların adı konuyor. Aynı fiil, biri suya biri insana.
Ve bir katman daha var: üçüncü ayette taşma o gün oluyor; on dördüncü ayette taşma bu dünyada olmuş bitmiş bir vasıftır. Yani insan setini önce yıkıyor, kâinat sonra.
Bu bağı kendi okumam olarak sunuyorum. Kök birliği metinde duran bir gerçektir; ondan çıkardığım karşılaştırma ise bir yorumdur ve klasik bir müfessire nispet etmiyorum.