إِنْ هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ لِّلْعَٰلَمِينَ
Nefy + istisnâ kalıbı: Arapçada sınırlamanın en güçlü biçimi. İn burada olumsuzluk edatıdır (mâ anlamında), illâ ise istisna.
"O bir hatırlatmadır" değil; "O, bir hatırlatmadan başka bir şey değildir." Bütün başka tanımlar dışarıda bırakılıyor: şiir değil, kehanet değil, büyü değil, bir adamın iddiası değil.
Ve şu da dışarıda kalıyor: bir güç aracı değil, bir ayrıcalık belgesi değil. Yirmi dördüncü ayetteki danîn reddi ile aynı yere bakıyor.
| Abese 80/11 | Tekvîr 81/27 | |
|---|---|---|
| İfade | kellâ innehâ تَذْكِرَة | in hüve illâ ذِكْر |
| Kalıp | Hasr yok, tekit var (inne) | Hasr (in ... illâ) |
| Yeri | Olay anlatımından sonra, metne dönüş | Kaynak anlatımından sonra, metne dönüş |
| Devamı | fe-men şâe zekerah — dileyen hatırlar | li-men şâe minküm en yestakîm — dileyen doğrulur |
İki sûre aynı iki adımı atıyor: önce metni "hatırlatma" diye tanımlıyor, hemen sonra insanın dilemesine bırakıyor.
Ve tanımın kendisi bir iddia taşıyor. Hatırlatma, muhatapta zaten var olan bir şeyi uyandırmaktır. Bilmeyene bilgi verilir; bilene hatırlatılır. Bu tanım, metnin muhatapta bir karşılık bulacağını varsayıyor. Şems 91/8'deki "nefse fücûrunu ve takvâsını ilham etti" ifadesi aynı yere bakıyor.
Kök: ع-ل-م. Âlem, "bilinen, kendisiyle bir şey bilinen" anlamındadır — aynı kökten ilim ve alâmet (işaret) gelir. Yani âlem, kendisi bir işaret olan varlık alanı. Bu kelime Fâtiha 1/2'de (rabbü'l-âlemîn) işlendi.
Ve dizimdeki iş şu: on beş ayet boyunca son derece özel bir zincir anlatıldı — Arş, seçilmiş bir elçi, bir görme, tek bir alıcı. Ve sonuç "âlemler için" diye bağlanıyor.