وَمَا صَاحِبُكُم بِمَجْنُونٍ
Ayet "elçimiz" demiyor, "peygamber" demiyor, adını da vermiyor. صَاحِبُكُم — "sizin arkadaşınız", "sizin aranızdan olan, sizinle yaşayan".
Kök: ص-ح-ب. Beraber olmak, arkadaşlık etmek, refakat etmek. Sâhib — yoldaş; sohbet — beraberlik; ashâb — beraber olanlar.
Bu, bir delil sunma biçimidir ve son derece pratiktir: onu tanıyorsunuz. Kırk yıldır aranızda. Nasıl konuştuğunu, nasıl davrandığını, nasıl ticaret yaptığını, nasıl emanet tuttuğunu biliyorsunuz. Bir insanın mecnûn olup olmadığını anlamak için bilgi gerekmez; yakınlık yeter.
Ve Abese ile bağ: Abese 80/36'da aynı kök, kaçış listesinde eş için kullanılıyordu: ve sâhibetihî. İki sûre bu kökü iki karşıt yönde kullanıyor — birinde beraberlik bir delil, diğerinde beraberlik çözülüyor. Bu paralelliği kendi okumam olarak kaydediyorum.
Kök: ج-ن-ن. Bu kök Bakara 2/25 bölümünde işlendi; tekrarlamıyorum. Özeti: kökün anlamı örtmek, gizlemektir ve türevlerinin hepsi görünmezlik etrafında döner — cenîn (rahimde örtülü), cinn (görünmeyen varlık), mecnûn (aklı örtülmüş), micenn (kalkan), cennet (örten bahçe).
Mecnûn, bugünkü "akıl hastası" karşılığıyla tam örtüşmez. Kelimenin yapısı ism-i mef'ûldür: "cinlenmiş" — yani bir cinnin etkisi altına girmiş, sözü kendisinden değil ondan gelen kişi.
- Modern anlamda "deli" demek: bu adamın aklı bozuk, söyledikleri anlamsız.
- O kültürde mecnûn demek: bu adamın sözü kendisinden değil; kaynağı iddia ettiği yer değil.
- 19-21: Gerçek taşıyıcının kim olduğunu anlatıyor.
- 23: Onu gördüğünü söylüyor.
- 25: Şeytan sözü olmadığını söylüyor.
İnşirâh bölümünde kaydedilmişti: mecnûn, şâir, sâhir, kâhin gibi yakıştırmalar rastgele hakaretler değil; bir insanın sözünü geçersiz kılmanın o kültürdeki standart yollarıdır — söyleneni tartışmak yerine söyleyeni sınıflandırmak. Tekvîr, sınıflandırmayı reddediyor ve tartışmayı söylenene çekiyor.
Gramer notu. Mâ ... bi- yapısı: olumsuzluk edatı + zâid bâ'. Bu bâ' anlam katmaz, pekiştirir. Yani "değildir" değil, "asla değildir".