وَٱلَّيْلِ إِذَا عَسْعَسَ وَٱلصُّبْحِ إِذَا تَنَفَّسَ
Ve'l-leyli izâ as'ase Ve's-subhi izâ teneffes "Ve geceye — döndüğünde; ve sabaha — nefes aldığında."
| Anlam | Ne demek |
|---|---|
| Geldi, yöneldi | Gecenin başlaması, karanlığın çökmesi |
| Gitti, çekildi, arkasını döndü | Gecenin bitmesi, karanlığın çekilmesi |
Arapçada ezdâd denilen bu kelime grubu ilgi çekicidir ve nadir değildir. Ama bu kelimede zıtlık, bir tesadüf değil — kökün mantığından çıkıyor.
- Başında: karanlık henüz yerleşmemiştir, ince ve yeni.
- Sonunda: karanlık artık çözülmüştür, ince ve bitmek üzere.
Yani as'ase, gecenin kalın ortasını değil, ince kenarını adlandırıyor. Ve gecenin iki ince kenarı olduğu için kelime iki yöne birden bakabiliyor.
Bu okuyuş, zıtlığı bir dil tuhaflığı olmaktan çıkarıp tek bir anlamın iki ucundan görünüşü haline getiriyor. Kelimenin tarif ettiği şey bir yön değil, bir kıvam. Bunu, en güçlü bulduğum izah olarak sunuyorum; tercih bağlayıcı değildir.
- عَسَّ — geceleyin dolaşmak, teftiş etmek.
- العَسَس — gece bekçileri, devriye. Kökün altında gece ve gecede hareket var.
Eğer gece geldiğinde kastedilseydi, iki yemin birbirinden uzak iki ana yapılmış olurdu: akşam ve sabah. Eğer gece gittiğinde kastedilirse, iki yemin de aynı ana yapılmış olur: gecenin son ucu ve sabahın ilk anı.
Müfessirlerin çoğunun bu yönde durmasının sebebi budur. Tercihim aynı yönde, gerekçesi budur ve bağlayıcı değildir.
Duhâ bölümünde Kur'an'ın geceye yeminleri tablo halinde verilmişti; orada bu ayet için "yöneldiğinde / çekildiğinde" kaydı düşülmüştü — bu belirsizlik kasıtlıydı ve burada açıklanıyor.
Kök: ن-ف-س. Bu kök Şems 91/7 bölümünde (nefs) işlendi ve orada bu ayet de zikredildi; tekrarlamıyorum. Özeti: kökün altında soluk vardır — nefes (solunan hava), teneffüs (soluk alıp verme), nefîs (değerli), münâfese (değerli bir şey için yarışmak).
Bir. Kalıp tefe''ul. Bu bab tedric (yavaş yavaş, kademe kademe olma) ve dönüşlülük bildirir. Yani sabah, dışarıdan aydınlatılmıyor; kendi kendine, yavaş yavaş nefesini veriyor.
Bu, sabahın gerçek görüntüsüne uyuyor: ışık bir anda gelmez; ufuk kademe kademe açılır. Kalıbın kendisi bu tedriciliği taşıyor.
Çünkü nefes, canlılığın işaretidir. Bir şeyin nefes alması, onun ölmediğini gösterir. Sûrenin ilk on üç ayeti ölümü, sökülmeyi, sönmeyi anlatıyordu; on sekizinci ayet, bir nefes alışla karşılık veriyor.
| Yer | Fiil | Görüntü | Yön |
|---|---|---|---|
| En'âm 6/96 | فَالِقُ ٱلْإِصْبَاح | Sabahı yaran | Dışarıdan, bir fâil tarafından |
| Tekvîr 81/18 | تَنَفَّسَ | Sabah nefes alıyor | İçeriden, kendiliğinden |
Felak bölümünde fâliku'l-isbâh üzerinde durulmuştu: gece kapalıdır, ufkun bir yerinden çatlar ve içinden ışık çıkar. Burada aynı olay, yarılma değil soluk alma olarak veriliyor.
İki görüntü çelişmiyor; aynı olaya iki taraftan bakıyor. Ve Kur'an'ın seçtiği kelimenin, seçildiği yerin işine göre değiştiğini gösteriyor: Felak sûresi bir sığınma sûresidir, orada karanlığın yarılması gerekiyordu; Tekvîr bir haber sûresidir, burada sabahın canlılığı gerekiyor.
On dördüncü ayet: عَلِمَتْ نَفْسٌ — bir nefs bilir. On sekizinci ayet: تَنَفَّسَ — sabah nefes aldı.
Aynı kök. Sûrenin insan için kullandığı kelime ile sabah için kullandığı kelime aynı kökten geliyor: soluk.
Bir nefs, bir soluktur. Ve sabah, gecenin sonundaki soluktur. Sûre, kişiyi ve sabahı aynı kelimeyle adlandırıyor.
Öncesinde: on dört ayet boyunca güneş dürüldü, yıldızlar döküldü, gök sıyrıldı, denizler tutuştu. Bir dünyanın bitişi.
Yani sûre, bitişten habere geçerken, bitişin ardından gelen şeyin görüntüsünü araya koyuyor. Gecenin ardından sabah gelir; ve bu, her gün tekrarlanan bir olgudur, kimse için tartışmalı değildir.
Bunu bir okuma imkânı olarak sunuyorum: sûrenin bu iki yemini, yeminden fazlasını yapıyor — argümanın kendisini bir görüntü halinde taşıyor. Karanlık son söz değildir. Felak bölümünde aynı tespit yapılmıştı: "karanlık kalıcı değildir", ve orada da dayanak sabahın yarılmasıydı.