ذَٰلِكَ ٱلْيَوْمُ ٱلْحَقُّ ۖ فَمَن شَآءَ ٱتَّخَذَ إِلَىٰ رَبِّهِۦ مَـَٔابًا
Zâlike'l-yevmü'l-hakk · Fe-men şâe'ttehaze ilâ rabbihî meâbâ "İşte o, gerçek gündür. Dileyen Rabbine bir dönüş yeri edinsin."
ذَٰلِكَ, Arapçada uzağı gösteren işaret ismidir. Bakara 2/2'de bu kelime ayrıntılı işlendi ve orada kaydedilen şuydu: uzak işaretin kullanılması ta'zîm (yüceltme) bildirebilir — işaret edilen şeyin yüksekliğini ya da erişilmezliğini gösterir.
Ama bir şey daha var. Sûre boyunca kıyamet şimdi oluyormuş gibi anlatıldı (mâzî fiiller: fütihat, süyyirat, kânet). Şimdi metin bir adım geri çekiliyor ve sahneye uzaktan bakıyor: "işte o gün."
Kök: ح-ق-ق. Kökün altında sabit olmak, yerinde olmak, gerçekleşmek fikri vardır. حَقّ — gerçek, sabit olan, doğru; ve hak (birinin üzerindeki alacak).
ٱلْحَاقَّة (Hâkka) da bu köktendir ve Kâria bölümündeki kıyamet adları tablosunda kaydedilmişti: kökün öne çıkardığı yön doğrulanma — iddianın gerçek çıkmasıdır.
Sûre birinci ayette bir ihtilaftan söz etmişti. İhtilaf, iki iddianın karşı karşıya gelmesidir: biri "olacak" der, biri "olmayacak". Ve ihtilafın çözümü, iddialardan birinin gerçek çıkmasıdır.
Yani sûre, üçüncü ayette kaydettiği ihtilafı otuz dokuzuncu ayette kapatıyor. Ve arada on yedinci ayette yevmü'l-fasl (ayırma günü) vardı.
| Ayet | Kelime | İş |
|---|---|---|
| 78/3 | مُخْتَلِفُونَ | İhtilaf var |
| 78/17 | يَوْمُ ٱلْفَصْلِ | Ayrım yapılacak |
| 78/39 | ٱلْيَوْمُ ٱلْحَقُّ | Doğru olan belli olacak |
Otuz sekiz ayet boyunca anlatılan şey bir zorunluluktu: gün belirlenmiş bir vakittir, sûra üfürülecek, gök açılacak, dağlar serap olacak, cehennem pusudadır, hesap görülecek.
Cümle şart yapısındadır: "Kim dilerse… edinsin." Ve cümlenin bir zorlaması yok, bir tehdidi yok, bir emri yok. Sadece bir imkân bildiriyor.
"De ki: Hak Rabbinizdendir. Dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin." (Kehf 18/29)
Son iki ayet bu ayete çok yakındır: aynı yapı (fe-men şâe'ttehaze ilâ rabbihî…), sadece son kelime farklı — orada سَبِيلًا (bir yol), burada مَـَٔابًا (bir dönüş yeri).
Yirmi ikinci ayette cehennem "azgınlar için bir dönüş yeri" idi. Burada "Rabbine bir dönüş yeri" deniyor.
| 78/22 | 78/39 | |
|---|---|---|
| İfade | li't-tâğîne meâbâ | ilâ rabbihî meâbâ |
| Edat | لِ — "için" | إِلَىٰ — "e doğru" |
| Kim ne konumda | Cehennem, azgınların meâbı | Rab, kişinin meâbının yönü |
| Fiil | Yok (isim cümlesi) | اِتَّخَذَ — edindi, edinsin |
Birinci meâbda kişi bir şey yapmıyor. Cehennem zaten oradadır, azgınlar için hazırdır; kimse onu "edinmiyor". İkinci meâbda ise bir fiil var: edinmek.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum. Ama iki ayetin gramer farkı metindedir: birinde fiil yok, diğerinde var.
Ve Kâria bölümüyle bağ. Orada "annesi Hâviye'dir" ifadesi işlenmiş ve şu kaydedilmişti: kişi bir yere atılmıyor; ait olduğu yere varıyor. Ve hâviye, "dönülen yer" anlamındaki ümm kelimesiyle anılmıştı.
"Hevâsını ilâh edineni gördün mü?" (Câsiye 45/23 — Kâria bölümünde anılmıştı)
"Buzağıyı ilâh edindiler." (A'râf 7/152)
Bu, İhlâs bölümünde Samed için kaydedilen tespitin aynısıdır: herkes bir şeye yönelir; mesele yöneldiğiniz şeyin ne olduğudur.