رَّبُّ ٱلْمَشْرِقِ وَٱلْمَغْرِبِ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ فَٱتَّخِذْهُ وَكِيلًا
Rabbü'l-meşrikı ve'l-mağribi lâ ilâhe illâ hüve fe'ttehızhü vekîlâ "Doğunun ve batının Rabbi — O'ndan başka ilah yoktur. Öyleyse O'nu vekîl edin."
مَشْرِق, ش-ر-ق kökünden; مَغْرِب, غ-ر-ب kökünden. İkisi de مَفْعِل veznindedir ve bu vezin Arapçada ism-i mekân (yer ismi) kurar: doğuş yeri, batış yeri.
- شَرَقَ (şaraka) — doğdu (güneş için). Şark, işrâk, müşrik (bu son kelime ayrı köktendir — ش-ر-ك — karıştırılmamalı).
- غَرَبَ (ğarabe) — battı, uzaklaştı. Ğarb, ğurbet (uzakta olma hâli), ğarîb (uzaktan gelen, yabancı).
Türkçedeki "gurbet" ve "garip" bu kökten gelir — ve ikisinin bağı doğrudandır: güneşin battığı yer, uzaklığın yönüdür.
Cümle bir sıfat tamlamasıyla açılıyor ve seçilen sıfat şaşırtıcı: Rab, doğunun ve batının Rabbi olarak tanıtılıyor.
Yani sûre baştan beri zaman bölümlerinden söz ediyor. Ve gece ile gündüzü belirleyen şey, tam olarak doğuş ve batıştır.
Cümle şunu yapıyor: muhataba ölçüsünü ayarlaması emredilen o zaman diliminin sahibini gösteriyor. Geceyi bölmesi istenen kişiye, geceyi kimin böldüğü hatırlatılıyor.
| Kalıp | Yer | Ne bildiriyor |
|---|---|---|
| Tekil — el-meşrik ve'l-mağrib | Bakara 2/115, 2/142, 2/177, 2/258; Şuarâ 26/28; Müzzemmil 73/9 | İki yön; yönlerin tamamı |
| Tesniye — el-meşrikayn ve'l-mağribeyn | Rahmân 55/17 | İki doğuş, iki batış |
| Çoğul — el-meşârik ve'l-mağârib | Meâric 70/40; ayrıca rabbü'l-meşârik — Sâffât 37/5 | Çok sayıda doğuş ve batış noktası |
Tesniye ve çoğul okumaları klasik kaynaklarda şöyle açıklanır: güneş her gün ufkun farklı bir noktasından doğar ve batar; yıl boyunca bu noktalar kayar. Tesniye, yazın ve kışın uçlarına; çoğul ise aradaki bütün noktalara işaret eder olarak okunur.
Bu izah, gözlenebilir bir olguya dayanıyor — güneşin doğuş noktasının yıl boyunca ufuk üzerinde kayması, çıplak gözle takip edilebilen ve tarih boyunca birçok kültürde takip edilmiş bir şeydir. Bunu bir "bilimsel mucize" olarak sunmuyorum; çölde ufku her gün gören bir topluluk için özel bir bilgi gerektirmeyen bir gözlemdir.
Burada kaydettiğim şey daha basit: Kur'an'ın aynı tamlamayı üç ayrı sayıda kullanması, sayının rastgele seçilmediğini gösteriyor.
Bu, Kur'an'ın en çok tekrarlanan cümlelerinden biridir ve yapısı İhlâs'de işlenen tavırla aynıdır: önce reddetme, sonra istisna.
Ve buradaki işlevi bir sonraki emri hazırlamak. Emir şu olacak: "O'nu vekîl edin." Vekîl edinmek bir tercih fiilidir — seçilir. Araya giren cümle o seçimin alternatifsiz olduğunu bildiriyor.
- وَكِيل (vekîl) — işi kendisine bırakılan, iş gördürülen. Fa'îl vezninde; hem etken (işi gören) hem edilgen (kendisine havale edilen) anlamı taşıyabilir.
- تَوَكُّل (tevekkül) — işi bırakma, havale etme. Tefe''ul babı — yine kişinin kendi yaptığı iş.
- تَوْكِيل (tevkîl) — vekil tayin etme. Türkçedeki hukukî "vekâlet" bu koldan gelir.
Kelimenin somut zeminini görmek önemli: vekîl, ticarî ve hukukî bir kelimedir. Bir kişinin, kendisi bulunamayacağı bir işte yerine bıraktığı kişidir. Mekke gibi bir ticaret şehrinde bu kelime herkesin bildiği, günlük bir kelimeydi.
Fiil اتَّخَذَ (ittehaze), أ-خ-ذ kökünden, iftiâl babında. Anlamı: edinmek, kendine seçmek, benimsemek.
İftiâl babı, Beled'de kaydedildiği gibi, fiilin kişinin kendi çabasıyla ve kendi üzerine alarak yapıldığını bildirir.
Ve bu, sûrenin insan iradesine bakışı hakkında bir şey söylüyor: gece kalkışı emredildi, kesilme emredildi, şimdi vekîl edinme emrediliyor. Üçü de muhatabın yapacağı işler.
Türkçede "tevekkül" çoğu zaman eylemsizlik ile eşleştirilir: bırakmak, karışmamak, olacağına bırakmak.
Kelimenin Arapçadaki zemini bunu desteklemiyor. Bir tüccar, vekîl tayin ettiği kişiye işini bırakırken işi bırakmış olmaz; işi birine bırakmış olur. Vekâlet, işin ortadan kalkması değil, sorumluluğun bir kişiye bağlanmasıdır.
Ve bu ayetin bulunduğu yer bunu doğruluyor: cümle, dört emrin ortasında duruyor. Öncesinde gece kalkışı ve kesilme emredildi, sonrasında sabır ve ayrılış emredilecek. Yani "vekîl edin" emri, iş yapılmayan bir boşluğa değil, emirlerin ortasına yerleştirilmiş.
Bu okumayı kendi çıkarımım olarak kaydediyorum. Ama şunu da eklemek gerekiyor: klasik kelam ve tasavvuf literatüründe tevekkülün derecelerine dair ayrıntılı tartışmalar vardır ve hepsi bir yönde birleşmez. Burada o tartışmaya girmiyorum; kelimenin dil zeminini kaydetmekle yetiniyorum.