وَأَنَّهُمْ ظَنُّوا كَمَا ظَنَنتُمْ أَن لَّن يَبْعَثَ اللَّهُ أَحَدًا
Sûrenin akışında bu bir kırılmadır. O ana kadar cinler ya kendilerinden ("biz") ya üçüncü şahıslardan ("bizim sefihimiz", "insanlardan bazı kimseler") söz ediyorlardı. Şimdi birine doğrudan sesleniyorlar.
| Görüş | Konuşan kim, muhatap kim |
|---|---|
| 1 | Cinler, kendi kavimlerine anlatıyor; "siz" = cin kavmi. Yani: "onlar (insanlar) da sizin sandığınız gibi sandı." |
| 2 | Cinler, insanlardan söz ediyor ve muhatap insanlar; "onlar" = cinlerden bir kesim, "siz" = insanlar. |
| 3 | Cümle cinlerin sözünden çıkıp vahyin hitabına dönmüştür; "siz" = Kur'an'ın muhatapları. |
Birinci görüş, Ahkāf 46/29'daki "kavimlerine döndüler" kaydıyla uyumludur ve cümlenin akışına en az müdahale eden okumadır. Bunu makul buluyorum ama tercih olarak sunmuyorum; ayetin zamirleri kesin bir tayine izin vermiyor.
Belirsizliğin kendisi bir işlev görüyor olabilir. Cümlenin tam olarak şunu söylediğine dikkat edin: onlar da sizin gibi sandı. Yani ayetin yaptığı iş, iki tarafın aynı yanlışta buluşmasını göstermektir. Muhatabın kim olduğu kesinleşince bu ortaklık daralır; belirsiz kaldığında genişler.
Bu, Arap belâgatinde iltifat (hitabın yön değiştirmesi) diye anılan tekniğin bir örneğidir: cümlenin ortasında şahıs değişir ve okuyucu birdenbire muhatap konumuna çekilir. Kur'an bu tekniği çok kullanır.
Kök ب-ع-ث: bir şeyi yerinden kaldırıp harekete geçirmek, göndermek. Kur'an bu kökü iki ayrı iş için kullanır ve ikisi de burada okunabilir:
- Diriltmek — ölüyü kabrinden kaldırmak. Ba's, âhiretin adıdır.
- Göndermek — elçi yollamak. "İçlerinden bir elçi gönderdi" (bease fîhim rasûlen) kalıbı Kur'an'da yaygındır.
| Okuma | Cümlenin anlamı |
|---|---|
| Diriltme | "Allah öldükten sonra kimseyi diriltmeyecek" — âhireti inkâr. |
| Elçi gönderme | "Allah kimseyi elçi olarak göndermeyecek" — nübüvveti inkâr. |
Bağlam ikisini de destekler. Sûre bir yandan vahiyle (elçilikle) ilgilidir — cinlerin duyduğu şey bir vahiydir. Öte yandan 24-25. ayetler açıkça vaat edilen bir günden söz eder.
Kelimenin Kur'an'daki en yoğun kullanımı diriltme yönündedir ve inkârcıların ağzından nakledilen benzer cümleler de öyledir: "Öldükten sonra diriltilecek miyiz?" Ben bu okumayı biraz daha güçlü buluyorum, ama ikisi arasında kesin bir tercih yapmıyorum — ve şunu eklemek gerekir: iki inkâr birbirine bağlıdır. Hesap günü yoksa elçiye gerek yoktur; elçi yoksa hesabın haberi gelmez.
- 5. ayet: "Kimse Allah hakkında yalan söylemez sanmıştık." — Bilgi kaynağına aşırı güven.
- 7. ayet: "Allah kimseyi diriltmeyecek/göndermeyecek sanmışlardı." — Allah'ın fiiline dair eksik tasavvur.
İkisi de zan fiiliyle kuruluyor. Ve ikisinin de ortak yanı şudur: bir şeyin olmayacağını varsaymak. Cinler, hatalarını "yanlış bir şeye inandık" diye değil, "bir ihtimali hesaba katmadık" diye tarif ediyor.
Bu, sûrenin bilgi anlayışıyla tutarlıdır. 10. ayette "bilmiyoruz" diyecekler; 12. ayette "kaçamayacağımızı anladık" diyecekler. Üçü birlikte bir tavır kurar: kendi bilgisinin sınırını kabul etmek.