وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ لَا نُكَلِّفُ نَفْسًا إِلَّا وُسْعَهَآ أُو۟لَٰٓئِكَ أَصْحَٰبُ ٱلْجَنَّةِ هُمْ فِيهَا خَٰلِدُونَ · وَنَزَعْنَا مَا فِى صُدُورِهِم مِّنْ غِلٍّ تَجْرِى مِن تَحْتِهِمُ ٱلْأَنْهَٰرُ وَقَالُوا۟ ٱلْحَمْدُ لِلَّهِ ٱلَّذِى هَدَىٰنَا لِهَٰذَا وَمَا كُنَّا لِنَهْتَدِىَ لَوْلَآ أَنْ هَدَىٰنَا ٱللَّهُ لَقَدْ جَآءَتْ رُسُلُ رَبِّنَا بِٱلْحَقِّ وَنُودُوٓا۟ أَن تِلْكُمُ ٱلْجَنَّةُ أُورِثْتُمُوهَا بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
Ve'llezîne âmenû ve amilü's-sâlihâti lâ nükellifü nefsen illâ vüs'ahâ ülâike ashâbü'l-cenneti hüm fîhâ hâlidûn · Ve neza'nâ mâ fî sudûrihim min ğıllin tecrî min tahtihimü'l-enhâr, ve kālü'l-hamdü lillâhi'llezî hedânâ li-hâzâ ve mâ künnâ li-nehtediye levlâ en hedâne'llâh, lekad câet rusülü rabbinâ bi'l-hakk, ve nûdû en tilkümü'l-cennetü ûristümûhâ bimâ küntüm ta'melûn
"İnananlar ve iyi işler yapanlar — biz hiç kimseye gücünün üstünde bir yük yüklemeyiz — işte onlar cennet ehlidir; orada sürekli kalacaklardır. · Göğüslerindeki kini söküp attık. Altlarından ırmaklar akar. Derler ki: 'Bizi buna eriştiren Allah'a hamdolsun. Allah bizi doğru yola iletmeseydi biz kendiliğimizden doğru yolu bulamazdık. Rabbimizin elçileri gerçeği getirmişler.' Onlara şöyle seslenilir: 'İşte size, yaptıklarınıza karşılık miras verilen cennet budur.'"
Dizim nüktesi kaydedilmelidir ve dikkat çekicidir: lâ nükellifü nefsen illâ vüs'ahâ cümlesi, mübteda (ve'llezîne âmenû ve amilü's-sâlihât) ile haberi (ülâike ashâbü'l-cenneh) arasına giriyor.
Bu, ikinci ayette de görülen bir kuruluştur (orada fe-lâ yekün fî sadrike haracün minh iki parça arasına girmişti). İki yerde de araya giren cümle bir yük hafifletme bildirimidir.
| Ayet | Araya giren cümle | Ne yapıyor |
|---|---|---|
| 7/2 | Fe-lâ yekün fî sadrike haracün minh | Elçinin yükünü hafifletiyor |
| 7/42 | Lâ nükellifü nefsen illâ vüs'ahâ | Muhatabın yükünü sınırlıyor |
Vüs' — kök و-س-ع: genişlik. Vüs', "bir kimsenin genişliği", yani kapasitesi. Aynı cümle Bakara 2/286'da geçer (lâ yükellifullâhu nefsen illâ vüs'ahâ) ve Bakara'de işlendi; oraya dayanıyorum.
| Ayet | İfade |
|---|---|
| 7/42 | İllâ vüs'ahâ — kapasite |
| 7/89 | Vesia rabbunâ külle şey'in ilmâ — Şuayb'in ağzında |
| 7/156 | Ve rahmetî vesiat külle şey' |
ن-ز-ع kökü yirmi yedinci ayette işlendi (yenziu anhümâ libâsehümâ). Ve aynı fiil burada geri geliyor.
| Ayet | Ne söküldü | Kimden |
|---|---|---|
| 7/27 | Libâsehümâ — elbiseleri | Âdem ve eşinden — şeytan tarafından |
| 7/43 | Mâ fî sudûrihim min ğıll — göğüslerindeki kin | Cennet ehlinden — Allah tarafından |
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve bağlayıcı değildir; dayanağı fiilin iki geçişidir: aynı fiil, bir yerde bir örtünün alınması, öteki yerde bir yükün alınmasıdır. Biri kayıp, öteki kazanç.
غ-ل-ل kökü: bir şeyin araya sızması, gizlice girmesi. Ğıll, "göğse sızmış olan kin"; aynı kökten ğull (boyna geçirilen halka, pranga) ve ğulûl (ganimetten gizlice mal aşırmak) gelir.
Ve kökün öteki dalı bu sûrenin yüz elli yedinci ayetinde geçecek: ve'l-eğlâle'lletî kânet aleyhim — "üzerlerindeki prangalar".
İki kelime aynı kökten ve ikisi de bir bağ fikri taşıyor. Ve ikisi de kaldırılıyor: biri cennette (neza'nâ), öteki elçi tarafından (ve yedau anhüm). Bu, sûre içinde doğrulanabilir bir örtüşmedir.
Arapçada mâ kâne + li- + muzâri kalıbı, olumsuzluğu en güçlü biçimde bildirir: "olacak şey değildi, imkânı yoktu." Bu kalıp Şuarâ'de ve Yûnus bahsinde işlendi.
Ve otuz üçüncü ayetteki mâ yekûnü leke en tetekebbera kalıbıyla akrabadır — orada da bir imkânsızlık bildiriliyordu.
Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum: cennet ehlinin ilk cümlesi bir hamd, ikinci cümlesi bir kendini geri çekmedir. Ve üçüncü cümlesi elçilerin doğruluğunun tasdikidir (lekad câet rusülü rabbinâ bi'l-hakk). Üç cümle: şükür, tevazu, tasdik.
| Ayet | İfade | Kim |
|---|---|---|
| 7/43 | Ûristümûhâ | Cennet ehli |
| 7/100 | Ellezîne yerisûne'l-arda min ba'di ehlihâ | Yeryüzüne vâris olanlar |
| 7/128 | İnne'l-arda lillâhi yûrisühâ men yeşâü min ıbâdih | Mûsâ'nın kavmine sözü |
| 7/137 | Ve evrasne'l-kavme'llezîne kânû yustad'afûne meşârıka'l-ardı ve meğāribehâ | Zayıf bırakılanlar |
Ve dizim nüktesi kaydedilmelidir: cümle bimâ küntüm ta'melûn ile bitiyor — "yaptıklarınıza karşılık." Aynı ayette hem "miras verildi" (karşılıksız veriş) hem "yaptıklarınıza karşılık" (karşılıklı veriş) yan yana duruyor. Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum; metin ikisini birleştiriyor ve aralarındaki ilişkiyi çözmüyor.