يَٰبَنِىٓ ءَادَمَ إِمَّا يَأْتِيَنَّكُمْ رُسُلٌ مِّنكُمْ يَقُصُّونَ عَلَيْكُمْ ءَايَٰتِى فَمَنِ ٱتَّقَىٰ وَأَصْلَحَ فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ · وَٱلَّذِينَ كَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا وَٱسْتَكْبَرُوا۟ عَنْهَآ أُو۟لَٰٓئِكَ أَصْحَٰبُ ٱلنَّارِ هُمْ فِيهَا خَٰلِدُونَ
Yâ benî Âdeme immâ ye'tiyenneküm rusülün minküm yekussûne aleyküm âyâtî, fe-meni'ttekā ve asleha fe-lâ havfün aleyhim ve lâ hüm yahzenûn · Ve'llezîne kezzebû bi-âyâtinâ ve'stekberû anhâ ülâike ashâbü'n-nâri hüm fîhâ hâlidûn
"Ey Âdemoğulları! Size içinizden, âyetlerimi anlatan elçiler gelirse, kim korunur ve kendini düzeltirse onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir. · Âyetlerimizi yalanlayanlar ve onlara karşı büyüklenenler ise ateş ehlidir; orada sürekli kalacaklardır."
Dizim nüktesi kaydedilmelidir: immâ aslında in (şart) + mâ (zâide) birleşimidir ve fiil nûn-i te'kîd almıştır (ye'tiyenne).
Arapçada in şartına mâ eklenip fiile nûn-i te'kîd gelmesi, şartın kesinlikle gerçekleşeceğini ima eden bir kuruluştur.
Ve aynı kalıp Bakara 2/38'de de geçiyordu: fe-immâ ye'tiyenneküm minnî hüdâ. Bakara 2/38 bahsinde işlendi; oraya dayanıyorum. Orada Fâtiha'ya kapanan halka kaydedilmişti.
| Yer | Gelen ne | Kim için |
|---|---|---|
| Bakara 2/38 | Hüdâ — hidayet | Âdem ve zürriyeti |
| A'râf 7/35 | Rusülün minküm — içinizden elçiler | Benî Âdem |
Bakara "hidayet gelirse", A'râf "elçiler gelirse" diyor. Aynı kalıp, iki ayrı fâil. Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum ve tablo iki metinden doğrulanabilirdir.
Ve minküm kaydı kaydedilmelidir: elçiler "sizden" olacak. Aynı vurgu sûrenin peygamber dizisinde iki kez tekrarlanacak: alâ racülin minküm (63, Nûh) ve alâ racülin minküm (69, Hûd). Üç yerde aynı kayıt.
| Ayet | Cümle | Kim için |
|---|---|---|
| 7/35 | Fe-lâ havfün aleyhim ve lâ hüm yahzenûn | Korunan ve düzelten |
| 7/49 | Lâ havfün aleyküm ve lâ entüm tahzenûn | Cennete girmesi söylenenler |
Birincisi üçüncü şahıs, ikincisi ikinci şahıstır — yani 49'da söz doğrudan muhataba söyleniyor. Bu, sûre içinde doğrulanabilir bir örtüşmedir ve 46-49 bahsinde tekrar ele alınacaktır.
ص-ل-ح kökü: bozukluğun gitmesi, yararlı ve elverişli hâle gelmek. Fiil burada if'âl bâbındadır (asleha) ve geçişlidir; mef'ûlü söylenmiyor.
Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum: ayet "kendini düzeltti" ya da "işini düzeltti" demiyor; mef'ûlü açık bırakıyor. Ve aynı kök bu sûrede yedi kez geçiyor, en dikkat çekici dördü şunlardır:
| Ayet | İfade | Kim |
|---|---|---|
| 7/56 | Ve lâ tüfsidû fi'l-ardı ba'de ıslâhıhâ | Emir |
| 7/85 | Ve lâ tüfsidû fi'l-ardı ba'de ıslâhıhâ | Şuayb |
| 7/142 | Uhlufnî fî kavmî ve aslıh | Mûsâ → Hârûn |
| 7/170 | İnnâ lâ nudîu ecre'l-muslihîn | Kitaba tutunanlar |
| Sıra | Kim → kim | Ayet |
|---|---|---|
| 1 | Melekler → ölmekte olanlar | 37 |
| 2 | Sonra gelenler ↔ önce gelenler | 38-39 |
| 3 | Cennet ehli → ateş ehli, sonra bir duyurucu | 44-45 |
| 4 | A'râf ehli → iki tarafa birden | 46-49 |
| 5 | Ateş ehli → cennet ehli | 50-51 |