قُلْ إِنَّمَا حَرَّمَ رَبِّىَ ٱلْفَوَٰحِشَ مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَمَا بَطَنَ وَٱلْإِثْمَ وَٱلْبَغْىَ بِغَيْرِ ٱلْحَقِّ وَأَن تُشْرِكُوا۟ بِٱللَّهِ مَا لَمْ يُنَزِّلْ بِهِۦ سُلْطَٰنًا وَأَن تَقُولُوا۟ عَلَى ٱللَّهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ
Kul innemâ harrame rabbiye'l-fevâhışe mâ zahera minhâ ve mâ batan, ve'l-isme ve'l-bağye bi-ğayri'l-hakkı, ve en tüşrikû billâhi mâ lem yünezzil bihî sultânen, ve en tekūlû alallâhi mâ lâ ta'lemûn
"De ki: Rabbim ancak şu şeyleri haram kıldı: açığı ve gizlisiyle çirkinlikleri, günahı, haksız yere azgınlığı, hakkında hiçbir delil indirmediği şeyi Allah'a ortak koşmanızı ve Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri söylemenizi."
Bu ayet bir liste veriyor ve STYLE gereği burada fıkhî hüküm kurulmaz. Yapacağım iş, listenin kaç maddeden oluştuğunu ve maddelerin ne olduğunu çözmektir.
Dizim nüktesi kaydedilmelidir: cümle innemâ ile başlıyor — bu, Arapçada hasr (sınırlama) edatıdır: "yalnızca şunları haram kıldı."
| # | Madde | Arapça | Grup |
|---|---|---|---|
| 1 | Çirkinlikler — açığı ve gizlisi | El-fevâhışe mâ zahera minhâ ve mâ batan | Fiil |
| 2 | Günah | El-ism | Fiil |
| 3 | Haksız yere azgınlık | El-bağye bi-ğayri'l-hakk | Fiil |
| 4 | Şirk — delilsiz ortak koşma | En tüşrikû billâhi mâ lem yünezzil bihî sultânâ | Söz/inanç |
| 5 | Bilmediğini Allah'a nispet etmek | En tekūlû alallâhi mâ lâ ta'lemûn | Söz |
İki grubun ayrımı dizimden okunabilir ve kaydedilmelidir: ilk üç madde isim olarak (belirli isimlerle: el-fevâhış, el-ism, el-bağy) geliyor; son iki madde en + fiil ile geliyor (en tüşrikû, en tekūlû). Yani ilk üçü nesnedir, son ikisi eylemdir.
أ-ث-م — ism: kökte "geride kalmak, gecikmek" fikri vardır; dilciler ismi "sahibini hayırdan geri bırakan iş" diye açıklar. Kök Bakara 2/219'da (fîhimâ ismün kebîr) işlendi ve orada kebîr/kesîr kıraat farkı kaydedilmişti. Oraya dayanıyorum.
ب-غ-ي — bağy: kökün somut anlamı "aşmak, taşmak"tır; yaranın azmasına da beğa'l-cürh denir. Buradan "haddi aşmak, zulmetmek" anlamı çıkar. Ve aynı kök bu sûrede iki kez daha geçiyor: 45 ve 86 (ve yebğûnehâ ıvecâ — "onu eğri göstermek isterler").
Ve bi-ğayri'l-hakk kaydı kaydedilmelidir. Dizim nüktesi: üç maddeden yalnız bağye bir kayıt konuyor. Dilciler bunun iki izahını verir:
| İzah | Gerekçe |
|---|---|
| 1 | Te'kîd için — bağy zaten haksızlıktır, kayıt onu pekiştiriyor |
| 2 | Ayırt etmek için — bir hakkı geri almak için gösterilen sertlik bağy sayılmaz |
س-ل-ط kökü: üstün gelmek, hâkim olmak. Sultân, Kur'an'da genellikle "delil, kanıt, hüccet" anlamında kullanılır — çünkü delil, tartışmada üstünlük sağlayan şeydir.
Ve aynı terkip bu sûrede yetmiş birinci ayette Hûd'un ağzında da geçecek: e-tücâdilûnenî fî esmâin semmeytümûhâ entüm ve âbâüküm mâ nezzelallâhu bihâ min sultân.
| Ayet | Kim söylüyor | Cümle |
|---|---|---|
| 7/33 | Emir (kul) | Mâ lem yünezzil bihî sultânâ |
| 7/71 | Hûd | Mâ nezzelallâhu bihâ min sultân |
Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum: sûre, otuz üçüncü ayette koyduğu ölçüyü yetmiş birinci ayette bir peygamberin ağzında uyguluyor. Hûd Tablo 4'te aynı teknik tablolanmıştı; oraya dayanıyorum.
Ve listede en sona konması kaydedilmelidir. Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve bağlayıcı değildir; dayanağı üç ayetin dizilişidir:
Yirmi sekizinci ayette karşı taraf bir çirkinliği Allah'a nispet ediyordu; otuz ikinci ayette bir yasağı Allah'a nispet ediyordu. Otuz üçüncü ayet, bu işin kendisini listenin son maddesi yapıyor. Yani liste, kendi kendini de kapsayan bir maddeyle bitiyor: "haram olanı Allah'a dayanarak söylemek" de listeye giriyorsa, listeye ekleme yapmak da o maddeye girer.