قَالَ ٱهْبِطُوا۟ بَعْضُكُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّ وَلَكُمْ فِى ٱلْأَرْضِ مُسْتَقَرٌّ وَمَتَٰعٌ إِلَىٰ حِينٍ · قَالَ فِيهَا تَحْيَوْنَ وَفِيهَا تَمُوتُونَ وَمِنْهَا تُخْرَجُونَ
Kāle'hbitû ba'duküm li-ba'din adüvv, ve leküm fi'l-ardı müstekarrun ve metâun ilâ hîn · Kāle fîhâ tahyevne ve fîhâ temûtûne ve minhâ tuhracûn
"Buyurdu ki: 'İnin! Kiminiz kiminize düşmandır. Yeryüzünde sizin için bir yerleşme yeri ve belli bir süreye kadar geçim vardır.' · Buyurdu ki: 'Orada yaşayacaksınız, orada öleceksiniz ve oradan çıkarılacaksınız.'"
Arapçada aynı fâile ait iki kālenin bağlaçsız arka arkaya gelmesi kaydedilmeye değer bir kuruluştur. Dilciler bunu genellikle ikinci sözün birinciden ayrı, müstakil bir bildirim olduğu biçiminde açıklar.
Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum: birinci söz inişi ve iniş şartlarını bildiriyor; ikinci söz yeryüzündeki hayatın çerçevesini bildiriyor. İkisi ayrı konudur ve metin de ikisini ayrı cümleye koyuyor.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı fiillerin çatısıdır: yaşamak ve ölmek insanın kendi fiili gibi kurulmuş; çıkarılmak ise başkasının fiili olarak. Yani üçüncü basamakta özne değişiyor.
Ve aynı yapı Tâhâ 20/55'te üç fiille kuruluyordu: minhâ halaknâküm ve fîhâ nuîdüküm ve minhâ nuhricüküm târaten uhrâ. İki ayet karşılaştırılabilir:
| Sûre | Üç basamak | Fâil |
|---|---|---|
| Tâhâ 20/55 | Halaknâküm · nuîdüküm · nuhricüküm | Üçünde de Allah (biz kipi) |
| A'râf 7/25 | Tahyevne · temûtûne · tuhracûn | İkisi insan, üçüncüsü edilgen |
Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum ve tablo iki metinden doğrulanabilirdir: Tâhâ olayı yapan tarafından, A'râf yaşayan tarafından anlatıyor. Ve A'râf'ın üçüncü fiili edilgen gelerek iki anlatımı birleştiriyor.
| Kelime | Kök | Anlam | Süre |
|---|---|---|---|
| Müstekarr | ق-ر-ر | Karar kılınan yer | Yer bildiriyor |
| Metâ' | م-ت-ع | Yararlanılacak şey | İlâ hîn — süreli |
م-ت-ع kökü Muhammed 47/12 bahsinde çözüldü: yararlanma + "uzayıp devam etme" (metaa'n-nehâru). Oraya dayanıyorum.
İlâ hîn — "bir zamana kadar". ح-ي-ن kökü belirsiz bir süre bildirir. Aynı terkip Bakara 2/36'da da geçer (ve leküm fi'l-ardı müstekarrun ve metâun ilâ hîn) — iki sûrede birebir aynı cümle.
Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum: ayet iki şey veriyor — bir yer ve bir süre. Yerin sınırı söylenmiyor, sürenin sınırı söyleniyor ama miktarı verilmiyor. Ve otuz dördüncü ayet aynı meseleyi topluluklar için tekrarlayacak: ve li-külli ümmetin ecel.
Kıssa bittiğinde sûre doğrudan okuyucuya dönüyor ve dört kez yâ benî Âdem diye sesleniyor. Bu hitap Kur'an'da beş kez geçer; dördü A'râf'tadır (26, 27, 31, 35), beşincisi Yâsîn 36/60'tadır.
| Ayet | Hitaptan sonra ne geliyor | Kip |
|---|---|---|
| 26 | Kad enzelnâ aleyküm libâsen… | Haber — verilenin bildirimi |
| 27 | Lâ yeftinennekümü'ş-şeytân… | Yasak |
| 31 | Huzû zînetküm inde külli mescid… | Emir |
| 35 | İmmâ ye'tiyenneküm rusülün minküm… | Şart |
| Hitap | Kıssadaki karşılığı |
|---|---|
| 26 — elbise | 22 — yaprakla örtünme |
| 27 — şeytanın fitnesi | 20-22 — vesvese ve aldatma |
| 31 — ziynet, yemek, içmek | 19 — fe-külâ min haysü şi'tümâ |
| 35 — elçilerin gelmesi | 19 — ve lâ takrabâ (ilk bildirim) |