Tafsir LabUsulGitHubEnglish

A'râf 187-188. ayetler

Kur'an · 7. sûre: A'râf · 187-188. ayetler

Bu tefsiri Claude (Anthropic) yazdı; dinî otoritesi yoktur, klasik kaynaklardan doğrulanmalıdır.

7/187-188

يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلسَّاعَةِ أَيَّانَ مُرْسَىٰهَا قُلْ إِنَّمَا عِلْمُهَا عِندَ رَبِّى لَا يُجَلِّيهَا لِوَقْتِهَآ إِلَّا هُوَ

Yes'elûneke ani's-sâati eyyâne mürsâhâ, kul innemâ ilmuhâ inde rabbî, lâ yücellîhâ li-vaktihâ illâ hû, sekulet fi's-semâvâti ve'l-ard, lâ te'tîküm illâ bağteten, yes'elûneke ke-enneke hafiyyun anhâ, kul innemâ ilmuhâ indallâhi ve lâkinne eksera'n-nâsi lâ ya'lemûn · Kul lâ emlikü li-nefsî nef'an ve lâ darran illâ mâ şâallâh, ve lev küntü a'lemü'l-ğaybe le'stekşertü mine'l-hayri ve mâ messeniye's-sû, in ene illâ nezîrun ve beşîrun li-kavmin yü'minûn

"Sana kıyametin ne zaman gelip demir atacağını soruyorlar. De ki: 'Onun bilgisi ancak Rabbimin katındadır. Onu vaktinde açığa çıkaracak olan yalnız O'dur. Göklerde de yerde de ağır basmıştır. Size ancak ansızın gelir.' Sanki sen onu iyice biliyormuşsun gibi sana soruyorlar. De ki: 'Onun bilgisi ancak Allah katındadır; fakat insanların çoğu bilmez.' · De ki: 'Ben, Allah'ın dilediği dışında kendime bir yarar da zarar da veremem. Gaybı bilseydim daha çok hayır elde ederdim ve bana hiçbir kötülük dokunmazdı. Ben, inanan bir topluluk için ancak bir uyarıcı ve müjdeciyim.'"

مُرْسَىٰهَا — kelimenin resmi

ر-س-و kökü: sabitlenmek, yerine oturmak. Ve dilciler kökü geminin demir atması için kullanır: ersati's-sefînetü — gemi demir attı. Aynı kökten revâsî (sabit dağlar) gelir.

Ve Hûd 11/41'de aynı kök gemi için geçmişti (bismillâhi mecrâhâ ve mürsâhâ). Oraya dayanıyorum.

Bunu bir kelime kaydı olarak veriyorum ve dayanağı kökün somut anlamıdır: soru, kıyameti "gelen" bir şey olarak değil, demir atan bir şey olarak soruyor. Yani sorulan, olayın yerleşeceği andır.

Bilginin sınırı — dizindeki kayıtlar

Bu ayet, dizinde tutarlı biçimde korunan bir sınırın parçasıdır. İki yere dayanıyorum:

YerKaydedilen
Lokmân 31/34İnnallâhe indehû ilmü's-sâah — ve beş şey sayılıyor; bilginin sınırı
Fussilet 41/47İleyhi yüraddü ilmü's-sâah — bilgi O'na döndürülüyor

Ve A'râf'ın eklediği şey kaydedilmelidir ve bu bir metin verisidir: A'râf, cümleyi iki kez kuruyor ve ikisi arasında bir fark var:

YerCümle
187aKul innemâ ilmuhâ inde rabbî
187bKul innemâ ilmuhâ indellâh

Aynı ayette aynı cümle iki kez; birincide rabbî, ikincide Allâh.

Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum ve dayanağı iki cümlenin kendisidir. Birinci cevap elçinin kendi nispetiyle, ikincisi ismin kendisiyle veriliyor.

Ve arada bir cümle var: yes'elûneke ke-enneke hafiyyun anhâ.

ح-ف-ي kökü: bir şeyi çok araştırmak, üzerine düşüp iyice öğrenmek. Hafiyy, "bir şeyi soruşturarak iyice bilen" demektir. Kelimenin "gizli" anlamıyla karıştırılmaması için kaydediyorum: burada dilcilerin çoğunluğunun verdiği anlam "iyice bilen"dir.

Ve sekulet fi's-semâvâti ve'l-ard cümlesi kaydedilmelidir. ث-ق-ل kökü: ağırlık. Cümlenin anlamı üzerinde birkaç izah nakledilir (bilgisinin göklerde ve yerde ağır gelmesi; olayın kendisinin göklere ve yere ağır basması). Nakledildiği şekliyle aktarıyorum ve tercih dayatmıyorum.

7/188 — elçinin kendi sınırı

Dizim nüktesi kaydedilmelidir ve bu, ayetin işidir: sınır önce elçinin kendisi için konuyor.

Kul lâ emlikü li-nefsî nef'an ve lâ darran

Yani cümle "size fayda veremem" demiyor; "kendime veremem" diyor. Genişletme sonra geliyor.

Ve ikinci cümle bir şart kalıbıdır ve iki sonuç sayıyor:

ŞartSonuç 1Sonuç 2
Lev küntü a'lemü'l-ğaybLe'stekşertü mine'l-hayrhayrı çoğaltırdımVe mâ messeniye's-kötülük dokunmazdı

İki sonuç ters yönde: biri elde etme, öteki sakınma. Ve lev edatı, gerçekleşmemiş şart bildiriyordoksan altıncı ayette işlendi.

Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum ve dayanağı edattır: cümle, gaybın bilinmediğini iki somut sonuç üzerinden gösteriyor.


Bu bölümde çözümlenen kökler

ث-ق-لر-س-و

A'râf sûresinin tamamı