Tafsir LabUsulGitHubEnglish

A'râf 167-171. ayetler

Kur'an · 7. sûre: A'râf · 167-171. ayetler

Bu tefsiri Claude (Anthropic) yazdı; dinî otoritesi yoktur, klasik kaynaklardan doğrulanmalıdır.

7/167-171

وَإِذْ تَأَذَّنَ رَبُّكَ لَيَبْعَثَنَّ عَلَيْهِمْ إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْقِيَٰمَةِ مَن يَسُومُهُمْ سُوٓءَ ٱلْعَذَابِ

Ve iz teezzene rabbüke le-yeb'asenne aleyhim ilâ yevmi'l-kıyâmeti men yesûmühüm sûe'l-azâb, inne rabbeke le-serîu'l-ıkāb ve innehû le-ğafûrun rahîm · Ve katta'nâhüm fi'l-ardı ümemâ, minhümü's-sâlihûne ve minhüm dûne zâlik, ve belevnâhüm bi'l-hasenâti ve's-seyyiâti leallehüm yerciûn

"Hani Rabbin bildirmişti: kıyamet gününe kadar onlara azabın en kötüsünü tattıracak kimseleri elbette gönderecektir. Şüphesiz Rabbin cezası çabuk olandır; ve O, çok bağışlayan, çok merhamet edendir. · Onları yeryüzünde topluluklara ayırdık. İçlerinde iyi olanlar da vardır, böyle olmayanlar da. Belki dönerler diye onları iyiliklerle de kötülüklerle de sınadık."

Ayetin okunmasında STYLE gereği bir sınır

Bu ayet, tarih boyunca çok sayıda siyasî ve toplumsal iddiaya dayanak yapılmıştır. Bu tefsirde öyle bir kullanıma gidilmez ve bunu açıkça yazıyorum (STYLE).

Metnin kendisi bir bölme kaydı koyuyor ve bu bölme kaydı ayetin kendi cümlesidir:

Minhümü's-sâlihûne ve minhüm dûne zâlik — "içlerinde iyi olanlar da vardır, böyle olmayanlar da."

Yani ayetin kendisi, bir topluluk hakkında toptan hüküm kurulmasına izin vermiyor. Ve bu kayıt, yüz elli dokuzuncu ayetteki kayıtla (ve min kavmi Mûsâ ümmetün yehdûne bi'l-hakk) aynı çizgidedir.

Sûre içinde bu bölme kaydı üç kez geçiyor ve sayılabilir bir veridir:

AyetBölme kaydı
159Ve min kavmi Mûsâ ümmetün yehdûne bi'l-hakk
162Fe-beddele'llezîne zalemû minhüm
168Minhümü's-sâlihûne ve minhüm dûne zâlik

Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum ve dayanağı üç ayetin edatlarıdır (min, minhüm). Sûre, aynı bloğun içinde üç kez bölüyor.

تَأَذَّنَ

أ-ذ-ن kökü: kulak; ve buradan işitmek, izin vermek, ilan etmek. V. bâb (teezzene) burada kesin bir bildirim anlamındadır: "kendi üzerine bir şey ilan etmek".

Ve fiil sûrede bir kez daha, kırk dördüncü ayette geçmişti: fe-ezzene müezzinün beynehüm. Aynı kök, biri ahiret sahnesinde bir duyuru, öteki burada bir bildirim.

İki sıfatın yan yana durması

Ayetin sonu kaydedilmelidir ve bu bir dizim nüktesidir:

İnne rabbeke le-serîu'l-ıkāb ve innehû le-ğafûrun rahîm

İki bildirim yan yana ve ters yönde.

Ve iki cümlenin kuruluş farkı kaydedilmelidir:

CümleKuruluş
Le-serîu'l-ıkābİnne rabbeke"Rabbin"
Le-ğafûrun rahîmVe innehûyeni bir inne ile, ayrı cümle

İkinci sıfat, birinciye atıf yapılarak değil, müstakil bir cümleyle veriliyor. Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum ve dayanağı ikinci innenin varlığıdır.

بَلَوْنَٰهُم بِٱلْحَسَنَٰتِ وَٱلسَّيِّـَٔاتِ — sûredeki üçüncü kayıt

Sûre, iki yönlü sınamayı üç ayrı yerde kuruyor. Bu, sayılabilir bir veridir:

AyetKim sınanıyorNasıl
94-95Elçi gönderilen her ülkeBe'sâ ve darrâbeddelnâ mekâne's-seyyieti'l-hasenete
130-131Fir'avn ailesiSinîn ve nakscâethümü'l-hasene
168Bu toplulukBi'l-hasenâti ve's-seyyiât

Üç yerde de aynı yapı: iyilik ve kötülük birlikte sınama sayılıyor. Ve üçünde de sınamanın gayesi aynı fiille bildiriliyor: leallehüm yezzekkerûn (130), leallehüm yerciûn (168).

Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum ve dayanağı üç ayetin kelimeleridir.

7/169 — عَرَض هَٰذَا ٱلْأَدْنَىٰ

Fe-halefe min ba'dihim halfün verisü'l-kitâbe ye'huzûne arada hâze'l-ednâ ve yekūlûne seyuğferu lenâ, ve in ye'tihim aradun misluhû ye'huzûh, e-lem yü'haz aleyhim mîsâku'l-kitâbi en lâ yekūlû alallâhi ille'l-hakka ve deresû mâ fîh "Onların ardından, kitaba mirasçı olan bir nesil geldi. Şu değersiz dünyanın geçici malını alıyor ve 'nasıl olsa bağışlanacağız' diyorlar. Kendilerine yine onun gibi bir mal gelse onu da alırlar. Allah hakkında gerçekten başkasını söylemeyeceklerine dair kitapta onlardan söz alınmamış mıydı? Ve içindekini de okuyup öğrenmişlerdi."

Bu ayet, sûrenin sekizinci bloğuna geçişi hazırlayan yerdir ve kaydedilmesi gereken üç şeyi taşıyor.

Bir — half kelimesi. خ-ل-ف kökü: arkadan gelmek. Dilciler half (fetha ile) ve halef arasında bir ayrım kaydeder: halef genellikle iyi bir ardıl, half ise kötü bir ardıl için kullanılır. Bu ayrım kesin değildir ve her yerde tutmaz; nakledildiği şekliyle aktarıyorum.

Ve aynı kök sûrede iki kez daha geçmişti: cealeküm hulefâe (69, 74) — orada olumlu. Aynı kök, iki ayrı yön.

İki — arada hâze'l-ednâ.

ع-ر-ض kökü: genişlik; ve buradan bir yandan gelip geçen şey. Arad, kalıcı olmayan, geçici olandır. Ve dilciler kelimeyi cevherin (kalıcı olan) karşıtı olarak kullanır.

أ-د-ن-و kökü: yakınlık; ve buradan alçaklık, aşağılık. Ednâ, hem "en yakın" hem "en aşağı" demektir; ve dünyâ kelimesi de aynı köktendir.

Yani terkip iki kez geçicilik bildiriyor: arad (gelip geçen) ve ednâ (yakın olan, aşağıda kalan).

Bunu bir kelime kaydı olarak veriyorum ve dayanağı iki kökün somut anlamlarıdır.

Üç — seyuğferu lenâ cümlesi.

Dizim nüktesi kaydedilmelidir: fiil edilgendir ve gelecek zamandır. Kim bağışlayacak denmiyor; bağışlanma bir beklenti olarak dile getiriliyor.

Ve ayet bu beklentinin yanına bir ısrar kaydı koyuyor: ve in ye'tihim aradun misluhû ye'huzûh — "yine gelse yine alırlar".

Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve bağlayıcı değildir; dayanağı iki cümlenin yan yana durmasıdır: ayet, bağışlanma beklentisi ile davranışın sürmesini aynı yerde anıyor. Ve ardından bir soru geliyor: e-lem yü'haz aleyhim mîsâku'l-kitâb.

Ve bu soru, sûrenin sekizinci bloğunun kapısıdır: yüz yetmiş ikinci ayette çok daha eski bir söz anlatılacak.

Ve deresû fiili kaydedilmelidir: د-ر-س kökü — bir metni tekrar tekrar okuyup üzerinde çalışmak; ve bir izin silinip yok olması. Kökün iki dalı vardır ve ikisi de nakledilir.

Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum: ayet, bilgisizliği gerekçe olarak bırakmıyorve deresû mâ fîh diyor. Bilgi vardı.

7/170-171 — kitabı tutanlar ve dağ

Ve'llezîne yümessikûne bi'l-kitâbi ve ekāmü's-salâte innâ lâ nudîu ecre'l-muslihîn · Ve iz netakne'l-cebele fevkahüm ke-ennehû zulletün ve zannû ennehû vâkıun bihim, huzû mâ âteynâküm bi-kuvvetin ve'zkürû mâ fîhi lealleküm tettekūn

Yüz yetmişinci ayet, yüz altmış dokuzuncu ayetin karşısına konuyor ve karşıtlık fiildedir:

AyetFiilNesne
169Ye'huzûnealıyorlarArada hâze'l-ednâgeçici mal
170Yümessikûnesımsıkı tutuyorlarBi'l-kitâb

م-س-ك kökü: tutmak, elde tutmak. II. bâb (temessük) burada sıkı tutma bildirir; ve bir kıraat farkı nakledilir: yümsikûne (IV. bâb). Anlam bakımından fark küçüktür.

Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum: iki ayet aynı alandan iki fiil kullanıyor ve nesneleri farklı.

ن-ت-ق kökü: bir şeyi yerinden söküp sarsarak kaldırmak. Dilciler kelimeyi bir çuvalın silkelenerek boşaltılması resmine bağlar.

ظُلَّة — kök ظ-ل-ل: gölge veren şey, gölgelik.

Ve Bakara 2/63'te bu sahne işlendi ve oraya dayanıyorum. Buraya ait olan, A'râf'ın eklediği kelimedir ve bu, iki metinden doğrulanabilir bir farktır:

SûreİfadeEklenen
Bakara 2/63Ve refa'nâ fevkakümü't-Tûr
A'râf 7/171Ve iz netakne'l-cebele fevkahüm ke-ennehû zulletün ve zannû ennehû vâkıun bihimBenzetme (zulle) ve iç hâl kaydı (zannû)

A'râf, sahneyi görüntü ve tepki bakımından genişletiyor. Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum.

Ve emir aynıdır: huzû mâ âteynâküm bi-kuvvetin. Bu, yüz kırk beşinci ayette Mûsâ'ya söylenen emirle aynı kelimelerdir.

AyetKime
145Mûsâ'yafe-huzhâ bi-kuvvetin
171Topluluğahuzû mâ âteynâküm bi-kuvvetin

Aynı emir, iki ayrı muhatap. Ve Mûsâ bloğu bu emirle kapanıyor. Sûrenin yapı bölümünde bloğun bitiş cümlesi olarak lealleküm tettekūn kaydedilmişti.


Bu bölümde çözümlenen kökler

خ-ل-فع-ر-ضأ-ذ-نم-س-كظ-ل-ل

A'râf sûresinin tamamı