إِنَّهُۥ كَانَ لَا يُؤْمِنُ بِٱللَّهِ ٱلْعَظِيمِ · وَلَا يَحُضُّ عَلَىٰ طَعَامِ ٱلْمِسْكِينِ
İnnehû kâne lâ yü'minü billâhi'l-azîm · Ve lâ yehuddu alâ taâmi'l-miskîn "Çünkü o, yüce Allah'a inanmıyordu ve yoksulun doyurulmasına ön ayak olmuyordu."
İnşikâk bölümünde bu edatın işlevi kaydedilmişti: "pekiştirme edatı, buradaki işlevi gerekçelendirme zinciri kurmak, Türkçe karşılığı 'çünkü'."
Mâûn 107/3 bölümünde bu ayetler anıldı ve şu kaydedildi: "İki cümle, 've' ile bağlanmış. İman ile teşvik, aynı listede yan yana. Sûrenin bütün iddiası bu bağlaçta duruyor."
Fecr 89/18 bölümünde de anıldı ve orada Mâûn ile Fecr arasındaki bağ zaten kurulmuştu.
Yani üç sûre aynı ölçüyü koyuyor ve bu, bu tefsirde iki ayrı yerde kaydedildi. Üçünü bir arada görelim:
| Mâûn 107/2-3 | Fecr 89/17-18 | Hâkka 69/33-34 | |
|---|---|---|---|
| Konum | Teşhis — dünyada | Suçlama — dünyada | Gerekçe — âhirette |
| Hitap | Üçüncü tekil (portre) | İkinci çoğul (doğrudan) | Üçüncü tekil (hüküm) |
| Birinci madde | يَدُعُّ ٱلْيَتِيمَ — yetimi itiyor | لَا تُكْرِمُونَ ٱلْيَتِيمَ — yetime ikram etmiyorsunuz | إِنَّهُۥ كَانَ لَا يُؤْمِنُ — inanmıyordu |
| İkinci madde | لَا يَحُضُّ عَلَىٰ طَعَامِ ٱلْمِسْكِينِ | لَا تَحَـٰٓضُّونَ عَلَىٰ طَعَامِ ٱلْمِسْكِينِ | وَلَا يَحُضُّ عَلَىٰ طَعَامِ ٱلْمِسْكِينِ |
| Zaman | Muzâri — sürüyor | Muzâri — sürüyor | كَانَ + muzâri — kapanmış |
Mâûn onu bir teşhis olarak koyuyor: dini yalanlayan böyledir. Fecr bir suçlama olarak koyuyor: siz böylesiniz. Hâkka bir gerekçe olarak koyuyor: bu yüzden zincire geçirildi.
Bunu bu tefsirin daha önce kurduğu iki bağın (Mâûn–Hâkka ve Mâûn–Fecr) tamamlanması olarak kaydediyorum. Üç ayetin lafızları doğrulanabilir; üç aşamalı okuma bana aittir.
Mâûn ve Fecr'de birinci madde yetimdir — yani bir davranış. Hâkka'da birinci madde imandır — yani bir inanç.
Mâûn'un bütün argümanı şuydu (o bölümde ayrıntılı işlendi): "Bir insanın dini gerçekten yalanladığını nereden anlarsınız?" sorusuna, inanç alanından değil davranış alanından cevap veriliyordu. Mâûn imanı görünür kılmak için davranışa bakıyordu.
Hâkka'nın böyle bir ihtiyacı yok, çünkü sahne âhirettir. Orada iman görünürdür; delile ihtiyaç kalmamıştır. Bu yüzden Hâkka iki maddeyi yan yana koyabiliyor: iman ve teşvik.
Ve bunun sonucu şudur: Mâûn'un delil olarak kullandığı şey, Hâkka'da ayrı bir madde olarak sayılıyor. Yani yoksulun doyurulmasına ön ayak olmamak, imansızlığın belirtisi olduğu kadar kendi başına bir sorumluluktur.
Gramer kritiktir. Ayet "lem yü'min" (inanmadı) demiyor, "lâ yü'minü" (inanmıyor) da demiyor. كَانَ لَا يُؤْمِنُ diyor.
Kâne + muzâri yapısı Arapçada geçmişte süregelmiş bir hal bildirir: "inanmıyordu", "inanmamayı sürdürüyordu."
Bu, on dokuzuncu ayetteki sağdaki adamın cümlesiyle karşıtlık kuruyor: o da mâzî kullanmıştı (zanentü — "zannettim"). İki adam da geçmiş zaman kullanıyor; biri kapanmış bir kanaati, öteki kapanmış bir inkârı anlatıyor.
Kök: ع-ظ-م. Azm — kemik. Ve dilcilerin izahı: kemik, bedenin en sert ve en dayanıklı kısmıdır; azîm, büyüklüğü sağlamlığından gelen demektir. Bu izahı naklediyorum; kökün tarihî gelişimi hakkında kesin hüküm vermiyorum.
فَسَبِّحْ بِٱسْمِ رَبِّكَ ٱلْعَظِيمِ — "Öyleyse yüce Rabbinin adını tesbih et." (69/52)
Aynı kelime. Otuz üçüncü ayette adamın inanmadığı sıfat, elli ikinci ayette muhataba tesbih ettirilen sıfattır.
Bunu sûre içi doğrulanabilir bir kelime bağı olarak kaydediyorum; iki geçiş metindedir. Bağın bir çerçeve oluşturduğu yorumu bana aittir.
Kök: ح-ض-ض. Bu kök Mâûn 107/3 bölümünde ayrıntılı işlendi ve Fecr 89/18 bölümünde tekrar ele alındı (orada tehâddûne — karşılıklılık babı). Tekrarlamıyorum. Özet:
- Anlamı: ısrarla teşvik etmek, kışkırtmak, harekete geçirmeye çalışmak. İçinde bir zorlama, bir dürtme var.
- Mâûn'da kaydedilen: "Ayet 'vermiyorsun' demiyor; 'verilmesini istemiyorsun bile.' Eşik alabildiğine aşağı çekilmiş. Çünkü teşvik etmek hiçbir şeye mal olmaz."
- Ve: "Bir kişinin verdiği sadaka bir kişiyi doyurur; verilmesi gerektiğine dair yaygın bir kanaat ise sistemi değiştirir."
طَعَامِ ٱلْمِسْكِينِ tamlaması da Mâûn bölümünde ayrıntılı işlendi: iki okuyuş (masdar tamlaması / mülkiyet tamlaması) verildi ve mülkiyet okuyuşu Meâric 70/24-25 ile desteklendi. O tahlile Meâric bölümünde döneceğim.