عَسَىٰ رَبُّهُ إِن طَلَّقَكُنَّ أَن يُبْدِلَهُ أَزْوَاجًا خَيْرًا مِّنكُنَّ مُسْلِمَاتٍ مُّؤْمِنَاتٍ قَانِتَاتٍ تَائِبَاتٍ عَابِدَاتٍ سَائِحَاتٍ ثَيِّبَاتٍ وَأَبْكَارًا
Asâ rabbuhû in tallakakünne en yübdilehû ezvâcen hayran minkünne müslimâtin mü'minâtin kānitâtin tâibâtin âbidâtin sâihâtin seyyibâtin ve ebkârâ
"Eğer o sizi boşarsa, Rabbinin ona, sizden daha hayırlı eşler vermesi umulur: Müslüman, mümin, gönülden itaat eden, tövbe eden, kulluk eden, seyahat eden (ya da oruç tutan) — dul ve bakire."
Bu ayet, bağlamından koparıldığında yanlış okunmaya en açık ayetlerden biridir. İki gramer işareti bunu engelliyor ve ikisi de cümlenin başında duruyor.
Birinci işaret: عَسَىٰ. Bu, Arapçada ümit ve beklenti bildiren bir fiildir — "umulur ki", "belki". Kesinlik bildirmez, hüküm kurmaz, vaat vermez.
Kur'an bu kelimeyi tehdit bağlamlarında da kullanır, vaat bağlamlarında da; ortak yanı, sonucun açık bırakılmasıdır. Nitekim bu sûrenin sekizinci ayeti de aynı kelimeyle gelecek: asâ rabbüküm en yükeffira anküm — "Rabbinizin günahlarınızı örtmesi umulur." Orada muhatap bütün müminlerdir ve kelime yine bir kesinlik değil, bir imkân bildiriyor.
İki işaret birleştiğinde cümlenin mantıksal yapısı şu olur: gerçekleşmemiş bir şartın, kesin olmayan bir sonucu. Bu, olabilecek en zayıf bağlayıcılıktaki cümle biçimidir.
Bunu vurguluyorum, çünkü ayet bazen bir hüküm ya da bir tehdit gibi aktarılır. Gramer buna izin vermiyor.
Ayetin asıl işlediği yer sıfat listesidir ve listenin neye göre kurulduğu, ayetteki en önemli bilgidir.
| Sıfat | Kök | Anlamı |
|---|---|---|
| مُسْلِمَات | س ل م | Teslim olan. Kökün merkezi selâmet ve teslim; bir şeyi eksiksiz teslim etmek |
| مُؤْمِنَات | أ م ن | Güvenen, güven veren. Kökün merkezi emniyet |
| قَانِتَات | ق ن ت | Gönülden, sürekli ve sessizce itaat eden; huzurda uzun süre durabilen |
| تَائِبَات | ت و ب | Dönen — tövbe eden |
| عَابِدَات | ع ب د | Kulluk eden |
| سَائِحَات | س ي ح | Tartışmalı — aşağıda |
| ثَيِّبَات | ث و ب | Daha önce evlenmiş olan |
| أَبْكَار | ب ك ر | Bakire; ve kökün asıl anlamı "erken olan, ilk olan" |
İlk altı sıfatın hepsi, kadının Allah'la ilişkisini anlatıyor: teslim olma, güvenme, itaat, dönüş, kulluk, ve altıncısı hangi anlamda alınırsa alınsın yine bir ibadet biçimi.
Listede kocayla ilgili tek bir sıfat yok. Ne itaat, ne hizmet, ne uyum, ne güzellik, ne soy, ne mal. Hiçbiri.
Bu, ayetin söylediği asıl şeydir ve genellikle atlanır. "Daha hayırlı eşler" tabirindeki hayır, koca açısından tanımlanmıyor; Allah'la kurulan ilişki açısından tanımlanıyor. Yani ölçü, evliliğin içinden değil dışından geliyor.
Ve bu, sûrenin sonundaki dört kadın anlatısıyla birebir uyumludur: orada da kadınlar kocalarına göre değil, kendi tercihlerine göre değerlendirilecektir. Sûre, beşinci ayette koyduğu ölçüyü onuncu ayetten itibaren uygulayacak.
Son iki sıfat farklı bir cinsten. Seyyibât ve ebkâr ahlâkî nitelik değil, durum bildiriyor: daha önce evlenmiş olanlar ve olmayanlar. Ve ikisi birlikte zikredilerek bir şey yapılıyor: iki kategori de eşit derecede sayılıyor.
Bunun bir sonucu var: bir kadının daha önce evlenmiş olması, listedeki hiçbir sıfatı eksiltmiyor. Liste ahlâkî nitelikleri sayıyor, sonra iki medenî durumu yan yana koyuyor. Ayrım yapılmıyor; ikisi de sayılıyor.
Ayrıca أَبْكَار kelimesinin kökü (ب ك ر) "erken olmak, ilk olmak" anlamındadır — aynı kökten bükre (sabahın erken vakti) ve bâkir (ilk, erken) gelir. Türkçedeki "bakir" ve "bakire" bu köktendir; ve "bakir topraklar" gibi kullanımlar kökün asıl anlamını (dokunulmamış, ilk halinde olan) korur.
Kök س ي ح (s-y-h). Kökün somut anlamı suyun yeryüzünde akıp gitmesidir. Sâha'l-mâ' — su aktı, yayıldı. Buradan seyh (akan su, dere) ve siyâha (bir yerde durmadan gezme, dolaşma) gelir. Türkçedeki "seyahat", "seyyah", "turizm anlamında siyahat" hep bu köktendir.
| Görüş | Dayanağı | Zayıf tarafı |
|---|---|---|
| Oruç tutan | Klasik tefsirlerde çok yaygın olarak nakledilen izah. Gerekçe olarak, oruç tutanın yeryüzünde azıksız dolaşan gezgin gibi olması gösterilir. | Kelimenin sözlük anlamıyla arasındaki bağ dolaylıdır; doğrudan bir lafzî delil değil, bir benzetmeye dayanır. |
| İbadet maksadıyla yolculuk eden / hicret eden | Kökün asıl anlamına en yakın okuma. Kur'an'da aynı kökün es-sâihûn biçiminde erkekler için de kullanıldığı bir yer vardır (Tevbe 9/112) ve orada da aynı tartışma yapılır. | Kadınların tek başına ibadet için yolculuk etmesi o dönemin şartlarında yaygın bir uygulama değildi; bu, izahı zorlaştırır. |
| Allah'ın rızası yolunda gidip gelen — mecazî | İki okumayı birleştirir: sürekli hareket halinde, kendini bir yere kapatmamış. | Belirsiz olduğu için az şey söyler. |
Bir tercih yapmıyorum. Birinci görüş kaynaklarda en yaygın olanıdır; ama yaygınlık, dilbilimsel delil değildir. İkinci görüş kökün anlamına daha yakındır ama tarihî uygulamayla zorlanır. Kesin konuşmak için elimde yeterli veri yok.
Ayetin bağlamı, giriş bölümünde kaydettiğim sebeplerle ayrıntıya girilmemesi gereken bir bağlamdır. Ayet bir şartın sonucunu konuşuyor ve o şart gerçekleşmemiştir.
Şu kadarını söylemekle yetiniyorum: ayet, hiçbir kişiyi adıyla anmıyor, hiçbir kişi hakkında hüküm vermiyor, ve verdiği ölçü — sekiz sıfat — kişilere değil niteliklere bakıyor. Bu, Mâûn'de kaydedilen usul kuralının burada da işlediği anlamına gelir: ayet bir vasıf tarif ediyor; kim o vasfı taşıyorsa ayet ondan söz ediyordur.
Ayetin tek bir cümlede yaptığı iş, bir kıyas ölçüsü koymaktır. Ve ölçünün nereden alındığı, ölçünün kendisinden daha önemli.
Bir insanın "daha iyi" olup olmadığı, kime göre ve neye göre sorulduğunda cevabı değişir. Ayet bu soruyu, ilişkinin içinden değil dışından cevaplıyor: sayılan sekiz sıfatın altısı, kişinin kendi başına taşıdığı niteliklerdir. Bunlar bir başkasıyla olan ilişkide üretilmiyor ve o ilişki bittiğinde kaybolmuyor.
Bunun bugüne bakan tarafı doğrudan: bir insanın değerini, bir başkasına ne kadar uyduğuyla ölçmek, o insanı ilişkiye bağımlı hale getirir. İlişki değişince ölçü de değişir; ve kişi kendi değerini her defasında yeniden müzakere etmek zorunda kalır.
Ayetin listesi bu ölçüyü kullanmıyor. Ve kullanmaması, hem kadın hem erkek için geçerli bir ilke koyuyor: kişinin niteliği, ilişkisinden önce gelir.