وَلَا يَتَمَنَّوْنَهُ أَبَدًا بِمَا قَدَّمَتْ أَيْدِيهِمْ ۚ وَاللَّهُ عَلِيمٌ بِالظَّالِمِينَ
Bakara 2/95'te cevap لَنْ يَتَمَنَّوْهُ (len yetemennevhu) idi. Burada وَلَا يَتَمَنَّوْنَهُ (ve lâ yetemennevnehû).
| Len + muzâri mansûb | Lâ + muzâri merfû | |
|---|---|---|
| Bakara 2/95 | len yetemennevhu | — |
| Cum'a 62/7 | — | lâ yetemennevnehû |
| Bildirdiği | Geleceğin kesin olumsuzlanması | Sürmekte olan halin olumsuzlanması |
Len geleceğe bakar ve kesin bir kapıyı kapatır. Lâ ise şimdiki durumu bildirir: istemiyorlar, istemeyi sürdürmüyorlar. Buna أَبَدًا (ebeden — asla, hiçbir zaman) eklenince iki edatın ortak işi tamamlanıyor: hem şimdi istemiyorlar hem de hiçbir zaman istemeyecekler.
İki sûre arasında bu düzeyde bir kip farkının bilinçli olup olmadığını kesin söyleyemem. Kaydediyorum, ama üzerine hüküm kurmuyorum.
قَدَّمَتْ — kök ق-د-م: önde olmak, öne geçmek. Kadem (ayak) aynı kökten: bedenin öne giden parçası. Tef'îl babında (kaddeme) "öne göndermek, önden yollamak" olur.
Kur'an amelleri tarif ederken bu fiili düzenli olarak kullanır: mâ kaddemet — "önden gönderdiği". Resim şudur: insan burada durur, yaptıkları ondan önce gider. Yani amel geride bırakılan bir iz değil, öne yollanan bir şeydir. Kişi arkasından gelir.
Bu tasavvur, ölüm karşısındaki tutumu doğrudan açıklıyor: eğer önden gönderdiğin şey seni bekliyorsa, oraya varmayı isteyip istememen, ne gönderdiğine bağlıdır. Ayet bu yüzden sebebi tam olarak burada gösteriyor — ölümü istememelerinin nedeni ölüm korkusu değil, önde bekleyen şey.
أَيْدِيهِمْ — "elleri". Fiilin faili olarak el gösteriliyor: kaddemet eydîhim, "elleri önden gönderdi".
Bu, Kur'an'ın tekrarlanan bir tercihi. Amelin faili olarak kişi değil el anılıyor. Bakara 2/79'da da aynı vurgu vardı: bi-eydîhim — "elleriyle yazıp". Orada kaydedildiği gibi: "Gereksiz görünen bir ayrıntı; yazmanın elle yapıldığını herkes bilir. Vurgu için konmuş: kaynağı belli, faili belli."
Burada da aynı işi görüyor: sonuç dışarıdan gelmiş bir talihsizlik değil, kendi elinden çıkmış bir üründür.
بِ (bâ') — sebep bildiriyor: "...yüzünden". Ölümü istememeleri ile önden gönderdikleri arasında nedensellik kuruluyor.
Beşinci ayet "Allah zalim topluluğu doğru yola iletmez" diye bitmişti. Yedinci ayet "Allah zalimleri bilir" diye bitiyor. Aynı kelime iki ayet sonra dönüyor ve fiil değişiyor: lâ yehdî → alîm.
Bu sıra bir şey söylüyor. Önce hidayetin verilmediği söylendi, sonra bilinmenin sürdüğü. Yani hidayetin kesilmesi, ilginin kesilmesi değil.
عَلِيمٌ بِ — burada da bir bâ' var. Alîmün bi- yapısı Arapçada bilginin nesnesine dokunduğunu, ayrıntısına indiğini bildirir. Genel bir "biliyor" değil; ayrıntısıyla, içinden biliyor.
Ve bu, testin kendisiyle bağlantılı. Test, dışarıdan bakan biri için bir sonuç üretiyor: istemiyorlar, demek ki iddia boş. Ama bu, insan için gerekli olan bir çıkarım. Allah için böyle bir teste gerek yoktur — ayet bunu son cümleyle kaydediyor. Test kimin için kurulmuştu? İddiayı ileri sürenler için. Kendi durumlarını kendilerine göstermek için.
Bakara 2/9'da münafıklar için kaydedilen tespit buraya bağlanıyor: "aldatma girişiminin tek gerçek etkisi, kişinin kendi durumunu kendinden gizlemesidir." Test, o gizlemeyi kaldırmak için kuruluyor.