وَهَٰذَا كِتَٰبٌ أَنزَلْنَٰهُ مُبَارَكٌ مُّصَدِّقُ ٱلَّذِى بَيْنَ يَدَيْهِ وَلِتُنذِرَ أُمَّ ٱلْقُرَىٰ وَمَنْ حَوْلَهَا … وَلَقَدْ جِئْتُمُونَا فُرَٰدَىٰ كَمَا خَلَقْنَٰكُمْ أَوَّلَ مَرَّةٍ
"Bu, önündekini doğrulayan, indirdiğimiz mübarek bir kitaptır… Andolsun, sizi ilk kez yarattığımız gibi bize tek tek geldiniz."
Musaddiku'llezî beyne yedeyh — Fâtır (Melâike) 35/31 ve Ahkāf 46/12'de işlendi; ümmü'l-kurâ — Şûrâ 42/7'de işlendi. Oraya dayanıyorum.
وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنِ ٱفْتَرَىٰ عَلَى ٱللَّهِ كَذِبًا أَوْ قَالَ أُوحِىَ إِلَىَّ وَلَمْ يُوحَ إِلَيْهِ شَىْءٌ (93) — kalıp bu sûrede ikinci kez geçiyor (21, 93). Ve buradaki iki şık kaydedilmeye değer: yalan uydurmak ve vahiy geldiğini söylemek.
وَلَقَدْ جِئْتُمُونَا فُرَٰدَىٰ كَمَا خَلَقْنَٰكُمْ أَوَّلَ مَرَّةٍ وَتَرَكْتُم مَّا خَوَّلْنَٰكُمْ وَرَآءَ ظُهُورِكُمْ (94)
Fürâdâ (tek tek) — Meryem 19/95'te (ve küllühüm âtîhi yevme'l-kıyâmeti ferdâ) işlendi; havvelnâküm — Zümer 39/8 ve 39/49'da (havvelehû ni'meten) işlendi ve orada kaydedilmişti: verilen şey mülk olarak değil, bakılacak bir şey olarak anılıyor. Oraya dayanıyorum.
Ve verâe zuhûriküm (arkanızda) ifadesi kaydedilmeye değer: bırakılan şeyler görünmeyen tarafta kalıyor. Bunu bir gözlem olarak veriyorum: sûrenin son ayeti (165) verilenin bir sınama aracı olduğunu söyleyecek; bu ayet o aracın nerede kaldığını gösteriyor.