وَهَٰذَا صِرَٰطُ رَبِّكَ مُسْتَقِيمًا قَدْ فَصَّلْنَا ٱلْـَٔايَٰتِ لِقَوْمٍ يَذَّكَّرُونَ … يَٰمَعْشَرَ ٱلْجِنِّ وَٱلْإِنسِ أَلَمْ يَأْتِكُمْ رُسُلٌ مِّنكُمْ يَقُصُّونَ عَلَيْكُمْ ءَايَٰتِى
"İşte bu, Rabbinin dosdoğru yoludur… 'Ey cin ve insan topluluğu! İçinizden, âyetlerimi size anlatan elçiler gelmedi mi?'"
Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum: Fâtır (Melâike) 35/24 (ve in min ümmetin illâ halâ fîhâ nezîr) ve Kasas 28/59'da (hattâ yeb'ase fî ümmihâ rasûlâ) işlenen ilke burada bir soru biçiminde geliyor — ve cevabı da aynı ayette veriliyor: kālû şehidnâ alâ enfüsinâ.
ذَٰلِكَ أَن لَّمْ يَكُن رَّبُّكَ مُهْلِكَ ٱلْقُرَىٰ بِظُلْمٍ وَأَهْلُهَا غَٰفِلُونَ (131) — "Rabbin, halkı habersizken beldeleri haksız yere helâk edecek değildir."
وَرَبُّكَ ٱلْغَنِىُّ ذُو ٱلرَّحْمَةِ إِن يَشَأْ يُذْهِبْكُمْ وَيَسْتَخْلِفْ مِنۢ بَعْدِكُم مَّا يَشَآءُ (133) — istihlâf: خ-ل-ف kökü Fâtır (Melâike) 35/39'da (halâif) ve bu sûrenin 165. ayetinde işlenecek.
قُلْ يَٰقَوْمِ ٱعْمَلُوا۟ عَلَىٰ مَكَانَتِكُمْ إِنِّى عَامِلٌ (135) — bu ayrışma cümlesi Zümer 39/39'da ve Fussilet 41/5'te (karşı taraftan) işlendi; oraya dayanıyorum. Üçüncü halka burasıdır.